Cevapla 
 
Derecelendir
  • 0 Oylar - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
OTOPSİ VE ORGAN NAKLİ
Yazar Mesaj
kurtarıcı
Misafir

 
Mesaj: #1
OTOPSİ VE ORGAN NAKLİ
Ölen bir Müslüman’ın bedenini parçalamak
caiz değildir. Eğer biri bunu yapacak olursa, diyat
kitabında açıklandığı gibi Müslüman ceninin diyetini
ödemesi vacip olur.
Ölmüş olan zimmi olmayan bir kâfirin
bedenine otopsi yapmak caizdir. Ama kâfir zimmî
olursa, onun bedenine otopsi yapmanın caiz oluşu ve
zimmi ceninin diyetinin sabit olmaması sakıncalıdır.
Elbette eğer onun dininde bu caiz ise, bu durumda,
ona otopsi yapılmasının sakıncası yoktur. Müslüman
veya zimmi olduğu şüpheli olan bir ölünün bedenine
otopsi yapılabilir.
Eğer bir Müslüman’ın canını kurtarmak
başka birine otopsi yapmaya bağlı ise, Müslüman
olmayan birisi veya Müslümanlığı şüpheli olan birisi
mümkün olmazsa ve o Müslüman’ın yaşamasına da
bundan başka bir yol olmazsa, bu durumda Müslüman
ölünün bedenini otopsi yapmak caizdir ve diyat
kitabında açıklandığı gibi Müslüman ceninin diyetini
otopsi yapanın ödemesi vacip olur.
Canlı birinin bedenine nakil yapmak için
ölen bir Müslüman’ın organlarından birini, mesela
gözünü ve benzeri organlarını kesmek caiz değildir.
Eğer biri bunu yaparsa Müslüman ceninin azası diyeti
kadar olan miktarı diyet ödemesi gerekir. Ancak
Müslüman birinin canının kurtarılması organ nakline

yani ölen Müslüman’ın bedeninden alınmış bir
parçanın eklenmesine bağlıysa, o organın kesilmesi ve
eklenmesi caizdir ve onu kesenin diyet ödemesi
gerekir. Fakat nakil yaptıktan sonra bu organ bedenin
canlı bir uzvuna dönüşürse, canlı beden hükümleri
ona uygulanır. Ama bir insan hayattayken öldükten
sonra azalarından herhangi birini kesmeleri ve
başkasına nakil yapmalarını vasiyet ederse, bu
vasiyetin sahih oluşu sakıncalıdır.
Hayatta olan birinin bedeninden bir organı,
kendi rızası ile keserek başka birine nakil yapmak,
eğer o organ ana organlardan olur ve kesildiği
takdirde onun hayatına bir zarar verecek olursa ve
onda noksanlık yahut kusur doğurursa, o organı
kesmek caiz olmaz. Ama o organın kesilmesi ona
zararlı olmaz ve kusur da doğurmazsa, mesela yeri
kapanan bir miktar deri veya kalçadan alınan bir
miktar et gibi olursa, onun rızası ile o organı kesmek
caizdir. Bu aza için bir miktar ücrette alabilir.
Kana ihtiyacı olan hastalara kan vererek
hediye etmek caizdir. Kan verme karşılığında para
almak da caizdir. Her halükarda kan vermenin kan
sahibine hayati tehlikesi olmamalıdır.
Otopsisi caiz olan ölmüş kâfirin veya
Müslüman yahut zimmî oluşu şüpheli olan birinin
bedeninden bir uzvu keserek Müslüman’ın bedenine
nakil yapmak caizdir. Nakilden sonra o uzuv için
Müslüman bedeninin hükümleri geçerli olur. Aynı
şekilde necis olan bir hayvanın uzuvlarından birini
Müslüman’ın bedenine nakil yapmak caizdir.
Nakilden sonra Müslüman’ın bedeni hükümlerini
taşır.
SUNİ DÖLLENME
Yabancı bir erkeğin menisini, yabancı bir
kadının rahmine yerleştirmek, bu iş ister yabancı biri
tarafından yapılsın, ister kadının kocası tarafından
yapılsın, caiz değildir. Anlatıldığı gibi suni döllenme
her ne kadar haram olsa da bu iş zina değildir. Suni
döllenme yoluyla kadın çocuk dünyaya getirse,
çocuğun babası sperm sahibidir ve evlat hükümlerinin
tamamı onun için geçerlidir. Suni döllenme yoluyla
çocuk sahibi olan kadın da, o çocuğun annesidir ve
evlat hükümleri onun için geçerlidir.
Eğer erkeğin spermi alınarak suni bir
rahimde çocuk dünyaya getirmek için geliştirilir ve
döllenirse caizdir. Ama bu iş haram olan bir işi
yapmayı gerektirir ve ona bağlı olursa caiz olmaz.
Eğer bu yolla bir çocuk dünyaya getirilirse ve kadının
yumurtalığı olmazsa, o çocuk sperm sahibine ait olur
ve baba- evlat hükümleri bunlarda uygulanır ama
çocuğun annesi olmaz. Kadının yumurtalığı olduğu
durumda, o kadın onun annesi olur.
Kadının kendi kocasının spermi ile kocası
tarafından döllenmesi caizdir. Kocası dışında birinin
bunu yapması, haram olan bir işe bağlı olursa, o işi

yapmak caiz olmaz ve suni döllenme yoluyla dünyaya
gelen çocuğa evlat hükümleri uygulanır.
DEVLETİN YAPTIĞI CADDELERİN
HÜKÜMLERİ
İnsanların, devlet tarafından el konularak
yola dönüştürülmüş özel emlak ve evlerinden geçen
cadde ve kaldırımları kullanmak caizdir. Ancak bu
mülklerin maslahatlarında sahibinin izni olmadan
tasarruf etmek caiz değildir.
Cadde ve yol üstünde olup da yolun bir
parçası haline gelen mescitler hakkında, farz ihtiyat
gereği cami hükümlerinin onlarda riayet olunmasıdır.
Fakat necis olursa oradaki necaseti temizlemek vacip
değildir. Cadde üzerinde kalan vakıflar da vakıf
olmaktan çıkmaz, özel mütevelli veya şer’i hâkim
yahut onun vekilinin izni olmadan onlarda tasarruf
etmek caiz değildir.
Camiler gibi genel vakıf alanlarına ait
yerlerde dolaşmak ve oturmak caizdir. Lakin evlatlara
yapılan vakıflar ve medreseler gibi özel vakıf
alanlarında, sakıncalıdır.
Yol yapıldıktan sonra caminin yerinden
kalan bölüm, eğer onlardan namaz ve diğer ibadetler
için yararlanacak miktarda olursa, o kalan bölüme
cami hükümleri uygulanır ve şer’i kurallara göre

onda, cami olmak ile çelişen her türlü istifade caiz
değildir.
Müslümanların Mezarlığı yol ve yolun bir
parçası olursa ve eğer o mezarlığın yeri bir şahısın
olursa, onun hükmü şahsi mülklerin hükmündedir ve
bu birinci meselede açıklandı. Ama eğer vakıf olursa,
hükmü ikinci ve üçüncü meselede açıklandı. Ancak
oralardan gidip gelmek Müslümanların ölülerine
saygısızlık ve hürmetsizlik olacaksa, bu durumda
oralardan geçmek caiz olmaz. Fakat mezarlık şahsın
mülkü veya vakıf değilse, ölülere saygısızlık
olmaması şartıyla orada her türlü tasarruf caizdir.
Birinci faraziyeye göre ( şahsın mülkü ise ) onların
geri kalanında sahibinin izni olmadan tasarrufta
bulunmak caiz olmaz. İkinci faraziyeye göre (umumi
vakıf ise) ancak özel sorumlusunun ve o yoksa şer’i
hâkimin veya onun vekilinin iznine ihtiyaç vardır.
Üçüncü faraziyeye göre, onda tasarrufta bulunmak
için kimseden izin almaya gerek yoktur.
NAMAZ VE ORUÇ HAKKINDA BAZI
HÜKÜMLER
Oruçlu biri gün batımından sonra uçakla
(batıya) yolculuk yapar ve henüz güneşin batmadığı
bir yere varırsa, gün batımına kadar imsak etmesi farz
değildir. Kendi şehrinde iftar etmiş olsun veya
olmasın, fark etmez.

Eğer mükellef kendi şehrinde sabah
namazını kıldıktan sonra yolculuk yapar, henüz sabah
namazının vaktinin girmediği bir yere ulaşır veya
öğlen ve ikindi namazını kendi şehrinde kıldıktan
sonra yolculuk yaparak henüz öğlen namazının
vaktinin girmediği bir yere varır veyahut akşam
namazını kendi şehrinde kıldıktan sonra yolculuk
yaparak henüz akşam namazının vaktinin girmediği
şehre ulaşırsa, farz ihtiyat gereği kılmış olduğu
namazları yeniden kılmalıdır.
Eğer kendi şehrine namaz vakti geçmiş olur,
namazı da kılmamış olursa mesela, güneş doğmuştur
ve sabah namazını da kılmamıştır veya öğlen ve ikindi
namazını kılmadan güneş batmıştır, güneşin
doğmadığı veya güneşin batmadığı bir yere giderse,
farz ihtiyat gereği kılmadığı namazını ma fi zimme
kastı ile eda ve kaza niyeti ederek kılmalıdır.
Eğer bir insan uçakla yolculuk ettiği esnada
namaz kılmak isterse, namazı kıbleye doğru diğer
şartlarıyla beraber kılabilirse namazı sahihtir. Ama
namazı kıbleye doğru kılamıyorsa ve namaz için geniş
vakit varsa uçaktan indikten sonra kıbleye doğru
namaz kılabilecekse, bu durumda uçakta namaz
kılmak batıl olur. Lakin vakit dar olursa ve uçaktan
ininceye kadar vakit bitecek olursa, namazı uçağın
içinde kıbleyi bildiği tarafa doğru kılması vaciptir.
Ama kıbleyi bilmiyorsa, kıbleyi tahmin ettiği tarafa
doğru namazını kılmalıdır. Tahmin bile edemezse
istediği tarafa doğru namazını kılabilir. Gerçi, dört

tarafa doğru da namaz kılması müstehap ihtiyattır.
Bunuda yapamıyorsa bu durumda kıbleye yönelme
şartı ondan kalkar.
Eğer biri uçağa biner ve onun hızı yer
küresinin hareketiyle aynı olursa, doğudan batıya
doğru hareket edip bir süre dünyanın etrafında
dönecek olursa, farz ihtiyat gereği her 24 saatte bir
beş vakit namazı kılmalıdır ve o namazları ve orucu
da kaza etmelidir. Eğer uçağın hızı dünyanın hızının
iki katı ise, sabah namazını şafak vaktinde, öğlen ve
ikindi namazlarını zeval vaktinde, akşam ve yatsı
namazını da güneş batarken kılmalıdır. .Çok yüksek
bir hızla yer küresinin etrafında dönerse, örneğin her
üç saatte bir defa dünyanın etrafında dönerse, farz
ihtiyat gereği namazları her sabah öğlen ve akşam
vakitlerinde kılmalıdır, her 24 saatte bir defa bu beş
namazı bir defa daha tekrar kılmalıdır. Eğer uçağın
hızı yer küresinin hızı ile eş değer veya daha yavaş
olursa ve batıdan doğuya doğru yolculuk yapıyorsa,
namazları şafak vaktinde, zeval vaktinde ve güneş
batarken (kendi vakitlerinde) yerine getirmesi
vaciptir. Fakat uçağın hızı dünyanın hızının çok
üstünde olursa, öyle ki mesela, üç saatte dünyanın
etrafına bir kez dönüyorsa, geçmiş olan ihtiyata riayet
olunmalıdır.
Yolculukta oruç tutması gereken biri, mesela
mesleği yolculuk olan birisi, fecirden sonra oruçlu
olduğu halde uçakla yolculuk ederek henüz sabah

ezanının vaktinin girmediği bir şehre ulaşırsa yiyip
içmesi caizdir.
Eğer biri ramazan ayında öğlenden sonra
yolculuğa çıkar, yolculuk yaparak henüz öğlen
vaktinin girmediği bir yere ulaşırsa, imsak etmesi ve
orucunu tamamlaması vaciptir.
Mükellef, altı ay gündüz ve altı ay gecenin
yaşandığı bir yerde ikamet ediyorsa ve namazı ve
orucu şer’i vaktinde yapabileceği bir şehre hicret
edebiliyorsa, hicret etmesi vaciptir. Ama hicret
edemiyorsa, farz ihtiyat gereği her 24 saatte bir beş
namazı kılmalı ve onların kazasını da yapmalıdır ve
oruçlarını da kaza etmelidir.
01-29-2009 02:06 PM
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla