BİNTÜ’L-HUDA VE ROMANIN-ÖYKÜNÜN GÜZELLİKLERİ Bintü’l-hüda takma ismi Peygamber evladı şehitlerinden birinin ismi olan Amine’dir. O Irak’ın büyük alimlerinden birinin yani; fakih, araştırmacı Seyit Haydar Sadr’ın kızıdır. Okuma yazmayı resmi devlet okullarına gitmeden öğrendi. Nahiv, mantık, fıkıh, usul, ve diğer İslami maarifleri evde okudu. İslami maarifleri iyice kavrayabilmek için hadis ilmini öğrendi. Bintü’l-Huda İslami maariflerle ilgili kitapları mütalaa etmeye büyük ilgisinin yanında dinî olmayan kitapları da mütalaa ediyordu. Bintü’l-Huda zamanında önemli olaylar yaşanıyordu. Onlardan birisi de kardeşi şehit seyit Muhammed Bakır Sadr’ın Irak hükümeti tarafından yakalanmasıydı.
Bintü’l-Huda’yı Müslümanların ilk kadın yazarı olarak bilebiliriz. O kıssa-öykünün insan hayatında ki önemini anlamıştı. Bintü’l-Huda’nın asıl hedefi İslami düşünce ile batı düşüncesinin karşı karşıya gelmesinin sebebini açıklamaktı. Bundan dolayı bu karşılaşmayı kendi zamanındaki Müslümanlara anlatmaya çalışıyordu. Öykü roman yazmaktan amacı dini savunmaktı. Bu kısa öyküleri, romanları yazmaktan hedefi ise umumi kavramların İslam perspektifinden canlandırılmasıydı. Bu yöntem Kuran-ı Kerim’in Peygamberlerin hayatlarını öykü şeklinde anlatıp önemle üzerinde durduğu yöntemdi.
Buna göre Bintü’l-Huda yazarlıkta Kuran’ı kendisine ölçü almıştı. Onun roman ve öyküleri özel bir gruba hitap ediyordu. O Kuran kavramlarının yardımıyla muhatapları ile diyalog kuruyordu. Hiç şüphesiz nazari kazayaları intizaî kalıplar içinde anlatmaya çalışan kimse herkesi kendisine muhatap edemez. Daha çok bir takım has özel insanlar faydalanabilir. O öykülerinde kahramanlarının gerçek hakikat olduğunu göstermeye çalışıyor. Her ne kadar öyküleri gerçek dışı ve hayal ürünü olsa bile…
Bununla birlikte yazar Müslüman bayanların İslami tefekkür ile silahlanıp, bu yolun Müslüman kızlara vacip olduğunu ve batı ülkelerinde ki yanlış sapık düşünceleri anlatmaya, kafalarda canlandırmaya çalışıyordur.
Gerçekte Bintü’l-Huda güçlü edebiyata sahip bir yazar olmanın yanında ruhani bir kadın ve ahlak öğretmeniydi. İman ve inkılabı tefekkürün birbirine sıkı sıkı bağlılığı gerçek bir Müslüman kadını ortaya çıkarıyordu. Bintü’l-Huda’nın akide ve düşüncesi onun yazarlıktan öteye bir düşünür olduğunu göstermektedir. Öyle bir düşünür ki her zaman seçkin bir kişi ve ilerici görüşlü ki ne yazık ki bugün İslam camiasında böyle insanların ne kadar az olduğunu görmekteyiz. Bu İslam kadının öykülerinde her zaman İslami düşünceleri öykü şeklinde yansıltılmaktadır. İslami camiayı yaratma düşüncesi daima ihsas edilen bir düşünce olarak öykülerinde karşımıza çıkmaktadır. Bundan dolayı öykülerinde gaflet uykusuna dalmış insanları uyandırmaya çalışmaktadır. O İslami değerlerin ölçüleri Müslümanların hayatlarına sokmaya çalışmaktadır. Böylelikle dünya ve ahiret saadetini kavuşmasını sağlamaya arzulamaktadır. Onun öykülerinin muhatapları Müslüman erkek ve bayanlar olmasına rağmen genelde asıl muhatabı Müslüman bayanlardır.
Zira bayanlar her zaman taklitçi kültürel, düşünce saldırılarının hedeflerine maruz kalmaktadır. Müslüman kadınların sapıklığa düşmeleri aile düzeninin bozulması sonuçta da camianın temellerinin yıkılması demektir. Bintü’l-Huda mücahit kadınları canlandırarak sadr-ı islamdaki kadınların yolunu takip ederek cihat etmek gerektiğini anlatmaya çalışıyordu. O bir romanında şöyle diyor: “Üstün kadın her zaman kazanmıştır-zafere ulaşmıştır.” Yakini olarak her kadın böyle olabilir. Bintü’l-Huda romanlarında dünyanın azgın hileleri karşısında kadının ayakta dimdik durması gerektiğini ve emr-i bil maruf ve nehy-i anil munkeri cihat olarak bilmektedir. Zira nefisle cihat en mukaddes ve en kamil cihattır.
Emirü’l-müminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Niyetin fesattan temizlenmesi cihada amel etmekten daha zordur.” Bintü’l-Huda işin başlangıcında, batini meselelerin tahlilini değinmiş ve bütün gücünü iman üzerinde toplamıştır. O diyor ki iman dille söylemek değildir, iman insanın kalbinin temiz ve sadık, doğru olması demektir. Bunun yanında Müslüman kadını her zaman günlük işlerinde Allah’ı zikretmeye davet ediyor. Bundan dolayı şöyle diyor: “kadının yardım için uzattığı el özelikle yakınları için Allah’ı zikri demektir. Her uzanan ele karşılık veren için ise dünya niyeti yoksa Allah’ı zikir demektir. Zorluklara tahammül edip sabretmek ve aynı şekilde insanın kendi ve diğerlerinin maslahatı için riyasız yapmış olduğu düşünce de Allah-u Teala’yı zikretmektir. İnsanın imanı insanın iç dünyasını ve şahsiyetini yansıtır ki dünya zorlukları karşısında durmasını, dayanmasını göstermektedir.
Bintü’l-Huda öykülerinde günahlarından ve hatalarından dolayı bütün kapıları üzerine kapandığını gören kimseye canlandırıp daha sonra iman kapılarını yüzünü açıyor ve ona yeni bir hayat verip onu kendi hakikatine döndürüyor. Yani Müslümanlığına yeni bir dönüş yapıyor. Bundan dolayı bir çok hikâyesinde günahkâr birinin yeniden islamın kucağına döndüğünü müşahede etmekteyiz. Örneğin; “Üstün kadın zafere ulaşır” romanında “Mahmut” şahsiyeti, “İki kadın ve bir erkek” romanında “Rihab” şahsiyeti gibi… aynı şekilde “Tövbe yolları” romanında olduğu gibi başlangıçta ilahi affı ve bağışlanmak ile başlayıp devamında nefsi tezkiye peşinde gitmesi gerektiğine inanmaktadır. Onun inancına göre günahkar insanın kendi nefsinin derinliklerine inmesi ve kendini ıslah etmesi gerektiğine inanmaktadır. Çünkü insan vücudunun derinliklerinde iyilik ve kötülüğün ölçüleri bulunmaktadır. Bu değerli yazar kadın ve kocanın başarısının sırrının dünya servetinde değil dini ve ahlaki değerlere riayet etmekte olduğunu ispat etmeye çalışıyor.
Bundan dolayı “Eş seçimi” kitabında “Miktat” annesine şöyle diyor: “Bir hayat ortağı-arkadaşı istiyorum, ticaret ortağı değil..” bundan dolayı dindar fakat fakir bir kız olan “Efnan” zengin bir kıza tercih etmektedir. “Hastanede buluşma” adlı eserinde dindar bir kız olan “Verga” zengin fakat iyi bir eş olma özelliğini taşımayan amca oğlunu reddetmektedir ve şöyle diyor: “İzdavaç-evlilik başlı başına bir düşünce ve kader meselesidir. Benim görüşüm ve senin görüşün bu konuda farklıdır. Bundan dolayı fikirsel olarak aynı şekilde düşünmemekteyiz dolayısıyla başarısız olacağız.”
Bintü’l-Huda hikayelerinde ibadeti müslümanın iman gücünü arttırmak için bir vesile olarak gerekli, özgürlüğün kaynağı ve kudrete benzetmektedir. O ibadeti, Allah’a övgüyü zayıflıklar ve zorluklar karşısında batini bir savunma amili olarak algılamaktadır.
Batı ile yüz yüze gülme gerçeğini kendi çağındaki kadınlar açısından incelemektedir. Günümüz kadınlarının aldanmalarının nedenlerini batı fikirlerine körü körüne taklit etmede, teknoloji karşısında kendilerini kaybetmede görmektedir. Bütün bedbahtlıkların batı düşüncesinde yattığına inanıyor. Bundan dolayı romanlarında Kur’an ayetleri ışığında hicabın tarih boyunca Müslüman kadın için şeref ve izzet olduğu konusuna özel bir teveccüh göstermektedir. Bintü’l-Huda romanlarında tarihi olaylara; hicap gibi değinmiştir. “İki kadın bir erkek” romanında şöyle yazıyor: “Hasanat” hicabı geniş bir perspektiften gören bir insan olarak kendi kız kardeşine “Rihab”a şöyle diyor: “Erkek müminlere söyle gözlerini kapasınlar-aşağı baksınlar… ve mümin kadınla söyle gözlerini kapasınlar-aşağı diksinler” Bintü’l-Hudanın roman ve hikayelerinin güzelliği güzel sıfatları ve özellikleri dindar insanları vermesidir. Bu özellik onun romanlarında önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin; İslamın mukaddes değerlerine bağlı kalmak, bu rolleri üstelenen şahsiyetler “Mustafa, Vifag, İbrahim, Vefa, İfaf,..” gibi insanlardır.
Bu yazarın yazıları üzerinde az bir düşünecek olursak doğru, sahih ve salim bir yaşam biçimini anlatmaya çalışmaktan başka bir hedefi yoktur. Bintü’l-Huda’nın romanın dili; edebi diline farklılık katmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda bazen Kur’an dilini, bazen hadis dilini bazen de sade roman, hikaye dilini kullanmıştır. Bazen de kendi muhatabı ile nasihat öğüt dili ile sohbet etmektedir. İmanî çehreye, doğruluğa ölümden önce tövbeye önemli vurgu yapıp tekit etmektedir. Ansızın gelen ölüm hakkında şöyle diyor: “Ölümden bir gün önce tövbe et, eğer ölümünün ne zaman geleceğini bilmiyorsan her zaman tövbekâr ol”
Biraz onun romanları üzerinde düşünecek olursak şöyle netice alabiliriz ki bu düşünür gerçekçi bir şekilde olaylara yaklaşmış ve arap ve batı ülkelerinde gerçek tarihe bakılarak yazılmıştır. Şehide Bintü’l-Huda roman yoluyla kendi fikir tarzını ki İslami düşünceye dayanmaktadır tanıtıp, İslami düşünce yoluyla bir müslümanın ıslah ve terbiye yolunu göstermeye çalışmaktadır.
Merziye HAKLI "Yine akşam oldu Kan kalbime doldu Aylar geçip Allah MUHARREM oldu Başa kara salam Ben sineme vuram Sana gurban olam HÜSEYN'İM ey vay |