<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genç Zeynebiye - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[Genç Zeynebiye - http://www.genczeynebiye.com/forum]]></description>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 22:14:58 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3211.html</link>
			<pubDate>Wed, 31 Aug 2011 16:22:47 +0300</pubDate>
			<dc:creator>İtimat</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3211.html</guid>
			<description><![CDATA[Herkesin bayramını kutlarım. tabi beni duyacak olan varsa <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Herkesin bayramını kutlarım. tabi beni duyacak olan varsa <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[‘İnsanı yükseltmek’]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3198.html</link>
			<pubDate>Fri, 19 Aug 2011 10:09:04 +0300</pubDate>
			<dc:creator>güle_asık</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3198.html</guid>
			<description><![CDATA[İnsanı yükseltme, insanın düşüşünü gördükten sonra mana kazanan bir ideal. Günümüzde akıl vasıtasıyla kâinatta cari kanunların keşfi, insanı üçüncü boyutundan mahrum bıraktı.<br />
<br />
<br />
Akıl ve beden neredeyse kutsanırken, gönül unutulmaya terk edildi. Bulduğu ile tatmin olan, hatta gururundan başı göklere ulaşmış gibi dolaşanlar neler kaybettiğini fark edemediler.<br />
<br />
‘Gönülden bigâne olan insan, insanlığı ne kadar hissedebilir?’ konusu hepimizin teker teker problemi aslında. Çünkü her bir insan başlı başına bir âlem, hem de “mahiyeti meleklerden de ulvi, bütün âlemleri ve cihanları küçük cisminde cem etmiş” bir âlemdir.<br />
<br />
Kendinde olanı keşfe çıkarken, kendisini unutmuşluk problemi yaşıyoruz bir nevi. Ve insanı kendine getirerek yükseltmek, ciddi bir problem olarak karşımızda duruyor.<br />
<br />
Yirmi üç sene kadar evveldi. Dört-beş imam hatipli arkadaşla bir evde kalıyoruz. Arada bir mahalleye gelen yaşlı bir amca vardı. Bir ara o mahallede yaşamış ve herkesin gönlünde taht kurmuştu. Amca dilini yutmuş gibiydi. Konuştuğunun hepsi üç-beş cümleyi geçmeyen bu ihtiyarın varlığı huzur verirdi mahalle sakinlerine. Geldiği zaman herkes evinde misafir etmek istese de o talebeleri tercih ederdi.<br />
<br />
Bir pazar akşamı gelmişti yine. Bütün ısrarlara rağmen talebelerin arasında misafir olmayı tercih etti. Pazartesi günü erkenden ayrılmak istiyordu. O yüzden sabah namazını müteakip kahvaltıyı hemen hazır etmiştik. Yaz mevsimiydi ve sabah beşte sofra salona konulmuştu. Sininin etrafında bir o vardı bir de ben. Uzun süre bekledikten sonra elini sofraya uzatırken sordu: “Gençler gelmiyor mu?”<br />
<br />
Arkadaşları beklediğini ve onlar gelmeden başlamak istemediğini fark etmiştim ama sesimi çıkarmamıştım. Soru üzerine ‘Bugün pazartesi. Onlar yemezler.’ dedim.<br />
<br />
Eli sofraya ulaşmadan havada kalakaldı. Gözyaşları sakalından süzülürken kendi kendisiyle konuşuyordu: “Köpek nefsim. Yetmiş yaşına geldin hâlâ uslanmadın. On yedisindeki gençler kadar olamadın.” Hıçkırıklar boğazında düğümlendi. Uzun süre yaşın yaşın ağladı.<br />
<br />
Usulen bir iki lokma alıp, ayağa kalktı. Kendisi, geleneğimizde müessese olarak önemli yer tutan, insanı kemale ulaştırma yollarından birinin mensubuydu. “Biz” dedi, “Çok uğraşıyoruz ama bu hizmetin kazandırdığı ahlakı veremiyoruz.”<br />
<br />
Gayri ihtiyari ‘estağfirullah’ dedim. Sızıntı dergisinin altıncı sayısının başyazı konusuydu ‘insanı yükseltmek’. Ahlakın mekârimini tamamlamak üzere gönderilen Nebi’nin (sas) ardından yürüyerek, dünyayı ahlaklı insanlar diyarı haline getirmek. Sonra da aynı gaye için, gerekirse uzayın derinliklerinde insan varsa eğer, onlara da ulaşma azmiyle fezaya açılmak…<br />
<br />
Yazı, muhteşem bir fizik ve bu fizikle irtibatlı ‘kompleks beyin yapısı’ ile ‘maddi ölçüler içinde bulanık bir mahiyet arz eden ruh’un tam bir ahenk içindeki sırlı münasebetinden doğan “insanı” arıyordu. Bu insan, iç âlemindeki derinlik sayesinde mütemadiyen buutlaşarak sonsuza açılma istidadına sahipti.<br />
<br />
Ulaşmak istediğimiz insanla, içinde bulunduğumuz Ramazan arasında çok sıkı bir alaka olduğunu zannediyorum. Gazzali Hazretleri’nin dediği gibi, “İnsan midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Eğer, belini doğrultacak kadarıyla iktifa etseydi gözleri semâların melekûtuna açılırdı.”<br />
<br />
Âlemlerin Rabbi, Kur’an’ı bu ayda indirmeyi münasip gördüğüne göre, O’na doğru azm-i râh etmek için en uygun zaman dilimi Ramazan olsa gerek.<br />
<br />
Afrika’da kuraklıktan kıvrananları ve kavrularak can verenleri ağustos sıcağında, akşama kadar susuz duranlar bir parça anlayabilir. Yükselerek Allah’a yaklaşmanın belki de en önemli vesilesi, orucun araladığı kapıdan geçip, susuzluktan kırılanların derdini sinelerde hissetmektir. O hissiyatla yardımların yanı sıra, dünyanın her tarafında yağmur dualarına çıkarak nihayetsiz şefkate küresel bir dilekçe vermektir.<br />
<br />
<br />
Hamdullah Öztürk/Zaman]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnsanı yükseltme, insanın düşüşünü gördükten sonra mana kazanan bir ideal. Günümüzde akıl vasıtasıyla kâinatta cari kanunların keşfi, insanı üçüncü boyutundan mahrum bıraktı.<br />
<br />
<br />
Akıl ve beden neredeyse kutsanırken, gönül unutulmaya terk edildi. Bulduğu ile tatmin olan, hatta gururundan başı göklere ulaşmış gibi dolaşanlar neler kaybettiğini fark edemediler.<br />
<br />
‘Gönülden bigâne olan insan, insanlığı ne kadar hissedebilir?’ konusu hepimizin teker teker problemi aslında. Çünkü her bir insan başlı başına bir âlem, hem de “mahiyeti meleklerden de ulvi, bütün âlemleri ve cihanları küçük cisminde cem etmiş” bir âlemdir.<br />
<br />
Kendinde olanı keşfe çıkarken, kendisini unutmuşluk problemi yaşıyoruz bir nevi. Ve insanı kendine getirerek yükseltmek, ciddi bir problem olarak karşımızda duruyor.<br />
<br />
Yirmi üç sene kadar evveldi. Dört-beş imam hatipli arkadaşla bir evde kalıyoruz. Arada bir mahalleye gelen yaşlı bir amca vardı. Bir ara o mahallede yaşamış ve herkesin gönlünde taht kurmuştu. Amca dilini yutmuş gibiydi. Konuştuğunun hepsi üç-beş cümleyi geçmeyen bu ihtiyarın varlığı huzur verirdi mahalle sakinlerine. Geldiği zaman herkes evinde misafir etmek istese de o talebeleri tercih ederdi.<br />
<br />
Bir pazar akşamı gelmişti yine. Bütün ısrarlara rağmen talebelerin arasında misafir olmayı tercih etti. Pazartesi günü erkenden ayrılmak istiyordu. O yüzden sabah namazını müteakip kahvaltıyı hemen hazır etmiştik. Yaz mevsimiydi ve sabah beşte sofra salona konulmuştu. Sininin etrafında bir o vardı bir de ben. Uzun süre bekledikten sonra elini sofraya uzatırken sordu: “Gençler gelmiyor mu?”<br />
<br />
Arkadaşları beklediğini ve onlar gelmeden başlamak istemediğini fark etmiştim ama sesimi çıkarmamıştım. Soru üzerine ‘Bugün pazartesi. Onlar yemezler.’ dedim.<br />
<br />
Eli sofraya ulaşmadan havada kalakaldı. Gözyaşları sakalından süzülürken kendi kendisiyle konuşuyordu: “Köpek nefsim. Yetmiş yaşına geldin hâlâ uslanmadın. On yedisindeki gençler kadar olamadın.” Hıçkırıklar boğazında düğümlendi. Uzun süre yaşın yaşın ağladı.<br />
<br />
Usulen bir iki lokma alıp, ayağa kalktı. Kendisi, geleneğimizde müessese olarak önemli yer tutan, insanı kemale ulaştırma yollarından birinin mensubuydu. “Biz” dedi, “Çok uğraşıyoruz ama bu hizmetin kazandırdığı ahlakı veremiyoruz.”<br />
<br />
Gayri ihtiyari ‘estağfirullah’ dedim. Sızıntı dergisinin altıncı sayısının başyazı konusuydu ‘insanı yükseltmek’. Ahlakın mekârimini tamamlamak üzere gönderilen Nebi’nin (sas) ardından yürüyerek, dünyayı ahlaklı insanlar diyarı haline getirmek. Sonra da aynı gaye için, gerekirse uzayın derinliklerinde insan varsa eğer, onlara da ulaşma azmiyle fezaya açılmak…<br />
<br />
Yazı, muhteşem bir fizik ve bu fizikle irtibatlı ‘kompleks beyin yapısı’ ile ‘maddi ölçüler içinde bulanık bir mahiyet arz eden ruh’un tam bir ahenk içindeki sırlı münasebetinden doğan “insanı” arıyordu. Bu insan, iç âlemindeki derinlik sayesinde mütemadiyen buutlaşarak sonsuza açılma istidadına sahipti.<br />
<br />
Ulaşmak istediğimiz insanla, içinde bulunduğumuz Ramazan arasında çok sıkı bir alaka olduğunu zannediyorum. Gazzali Hazretleri’nin dediği gibi, “İnsan midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Eğer, belini doğrultacak kadarıyla iktifa etseydi gözleri semâların melekûtuna açılırdı.”<br />
<br />
Âlemlerin Rabbi, Kur’an’ı bu ayda indirmeyi münasip gördüğüne göre, O’na doğru azm-i râh etmek için en uygun zaman dilimi Ramazan olsa gerek.<br />
<br />
Afrika’da kuraklıktan kıvrananları ve kavrularak can verenleri ağustos sıcağında, akşama kadar susuz duranlar bir parça anlayabilir. Yükselerek Allah’a yaklaşmanın belki de en önemli vesilesi, orucun araladığı kapıdan geçip, susuzluktan kırılanların derdini sinelerde hissetmektir. O hissiyatla yardımların yanı sıra, dünyanın her tarafında yağmur dualarına çıkarak nihayetsiz şefkate küresel bir dilekçe vermektir.<br />
<br />
<br />
Hamdullah Öztürk/Zaman]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İmam Hasan (a.s)'ın Hikmet, Öğüt, Teşvik, Korkutma, İyiliği Emretme ve Kötülükten Neh]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3197.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 11:31:27 +0300</pubDate>
			<dc:creator>şehidan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3197.html</guid>
			<description><![CDATA[İmam Hasan (a.s)'ın Hikmet, Öğüt, Teşvik, Korkutma, İyiliği Emretme ve Kötülükten Nehyetme vb. Konularda Babası Hz. Ali (a.s) ve Başkalarının Sorularına Verdiği Cevaplar<br />
<br />
<br />
İmam Hasan aleyhi's-selâm'a “Zühd nedir?” denildi; İmam: "Takvalı olmaya rağbet etmek (ilgi göstermek) ve dünyaya gönül vermemektir." buyurdu.<br />
<br />
...“Hilim nedir?” denilince; "Öfkeyi belirtmeyip yutmak ve ken-dine hakim olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Doğruluk nedir?” denilince; "Kötülüğü iyilikle önlemektir." buyurdu.<br />
<br />
“Şeref nedir?” diye sorulduğunda; "Akrabalara iyilik etmek ve suçlarının malî cezasına (diyete) katlanmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Yiğitlik nedir?” diye sorulunca; "Sığınmış olan kimseyi (mülteciyi) savunmak, savaş meydanlarında direnmek ve zor durum­larda girişken olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
Ululuk nedir? denilince; "Darlıkta da olsan ihsanda bulunman ve suçu affetmendir." buyurdu.<br />
<br />
“Mürüvvet nedir?” diye sorulunca; "Dini korumak, onur ve şahsi­yetine önem vermek, yumuşak davranmak, ihsanda bulunmayı adet edinmek, hakları eda etmek ve halka sevgi göstermektir." buyurdu.<br />
<br />
“Kerem nedir?” diye sorulunca; "Muhtaç olan kimsenin isteme-sini beklemeden ona bağışta bulunmak ve kıtlıkta yemek vermek-tir." buyurdu.<br />
<br />
“Alçaklık nedir?” denilince; "Titiz olup, küçük kusurları büyük görmek ve değersiz şeyleri esirgemektir." buyurdu.<br />
<br />
“Adilik nedir?” diye sorulunca; "Cimrilik ve çirkin konuş-maktır." buyurdu.<br />
<br />
“Cömertlik nedir?” diye sorulunca; "Bolluk ve darlıkta bağışta bulunmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Cimrilik nedir?” diye sorulduğunda; "Elinde olanı kendine şeref bil­mek, bağışladığını da boşa gitmiş saymaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Kardeşlik nedir?” diye sorulunca; "Zorlukta ve bollukta yardım­laşmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Korkaklık nedir?” denilince; "Dosta karşı cesur olup, düşman-dan çekinmektir." buyurdu.<br />
<br />
“Zenginlik nedir?” diye sorulunca; "Az olsa bile, nasip ne ise ona razı olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Fakirlik nedir?” diye sorulunca; "Her şeye göz dikmektir." buyurdu.<br />
<br />
“Cömertlik nedir?” diye sorulduğunda; "Kişinin gücü yettiği kadar, bağışta bulunmasıdır." buyurdu.<br />
<br />
“Kerem nedir?” diye sorulunca; "Darlıkta ve bollukta himaye etmek­tir." buyurdu.<br />
<br />
“Cesaret nedir?” diye sorulunca; "(Çekinmeden) rakiplerin karşısında durmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Kahramanlık nedir?” denilince; "Savaşta direniş göstermek ve güçlü insanlara karşı koymaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Zillet nedir?” diye sorulunca; "Doğru konuşurken korkmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Sertlik nedir?” diye sorulduğunda; "Kendi hükümdarına ve sana zarar vermeye gücü yeten kimseye, karşı çıkmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Yücelik nedir?” diye sorulunca; "Güzel işleri yapmak ve kötü işleri terketmektir." buyurdu. <br />
<br />
“Mutkan olmak nedir?” diye sorduklarında; "Ağır başlı ol­mak, yöneticilerle geçinmek ve bütün insanlardan kendini muhafaza etmek­tir." buyurdu.<br />
<br />
“Şeref nedir?” diye sorulunca; "Din kardeşiyle uyum sağlamak ve komşu­ların (hakkını) riayet etmektir." buyurdu.<br />
<br />
“Mahrumiyet nedir?” diye sorulunca; "Sana sunulan nasibini (hakkını) al­mamandır." buyurdu.<br />
<br />
“Akılsızlık nedir?” denilince; "Alçaklara uymak ve sapıklarla arkadaş olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Konuşmada acizlik nedir?” diye sorulunca; "Konuşurken sakalla oynamak ve boğazı çok temizlemektir." buyurdu.<br />
<br />
“Şecaat nedir?” diye sorulunca; "Rakiplerinden çekinmemek ve savaş alanında dirençli olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Külfet (kişinin kendisi için zorluk çıkarması) nedir?” diye soru­lunca; "Seni ilgilendirmeyen konularda konuşmandır." bu-yurdu.<br />
<br />
“Aklın azlığı nedir?” diye sorulduğunda; "Malında ahmaklık yapmak ve haysiyetini önemsememektir." buyurdu.<br />
<br />
“Alçaklık nedir?” diye sorulunca; "Kişinin kendisini koruması ve hanımını serbest bırakmasıdır." buyurdu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İmam Hasan (a.s)'ın Hikmet, Öğüt, Teşvik, Korkutma, İyiliği Emretme ve Kötülükten Nehyetme vb. Konularda Babası Hz. Ali (a.s) ve Başkalarının Sorularına Verdiği Cevaplar<br />
<br />
<br />
İmam Hasan aleyhi's-selâm'a “Zühd nedir?” denildi; İmam: "Takvalı olmaya rağbet etmek (ilgi göstermek) ve dünyaya gönül vermemektir." buyurdu.<br />
<br />
...“Hilim nedir?” denilince; "Öfkeyi belirtmeyip yutmak ve ken-dine hakim olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Doğruluk nedir?” denilince; "Kötülüğü iyilikle önlemektir." buyurdu.<br />
<br />
“Şeref nedir?” diye sorulduğunda; "Akrabalara iyilik etmek ve suçlarının malî cezasına (diyete) katlanmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Yiğitlik nedir?” diye sorulunca; "Sığınmış olan kimseyi (mülteciyi) savunmak, savaş meydanlarında direnmek ve zor durum­larda girişken olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
Ululuk nedir? denilince; "Darlıkta da olsan ihsanda bulunman ve suçu affetmendir." buyurdu.<br />
<br />
“Mürüvvet nedir?” diye sorulunca; "Dini korumak, onur ve şahsi­yetine önem vermek, yumuşak davranmak, ihsanda bulunmayı adet edinmek, hakları eda etmek ve halka sevgi göstermektir." buyurdu.<br />
<br />
“Kerem nedir?” diye sorulunca; "Muhtaç olan kimsenin isteme-sini beklemeden ona bağışta bulunmak ve kıtlıkta yemek vermek-tir." buyurdu.<br />
<br />
“Alçaklık nedir?” denilince; "Titiz olup, küçük kusurları büyük görmek ve değersiz şeyleri esirgemektir." buyurdu.<br />
<br />
“Adilik nedir?” diye sorulunca; "Cimrilik ve çirkin konuş-maktır." buyurdu.<br />
<br />
“Cömertlik nedir?” diye sorulunca; "Bolluk ve darlıkta bağışta bulunmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Cimrilik nedir?” diye sorulduğunda; "Elinde olanı kendine şeref bil­mek, bağışladığını da boşa gitmiş saymaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Kardeşlik nedir?” diye sorulunca; "Zorlukta ve bollukta yardım­laşmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Korkaklık nedir?” denilince; "Dosta karşı cesur olup, düşman-dan çekinmektir." buyurdu.<br />
<br />
“Zenginlik nedir?” diye sorulunca; "Az olsa bile, nasip ne ise ona razı olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Fakirlik nedir?” diye sorulunca; "Her şeye göz dikmektir." buyurdu.<br />
<br />
“Cömertlik nedir?” diye sorulduğunda; "Kişinin gücü yettiği kadar, bağışta bulunmasıdır." buyurdu.<br />
<br />
“Kerem nedir?” diye sorulunca; "Darlıkta ve bollukta himaye etmek­tir." buyurdu.<br />
<br />
“Cesaret nedir?” diye sorulunca; "(Çekinmeden) rakiplerin karşısında durmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Kahramanlık nedir?” denilince; "Savaşta direniş göstermek ve güçlü insanlara karşı koymaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Zillet nedir?” diye sorulunca; "Doğru konuşurken korkmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Sertlik nedir?” diye sorulduğunda; "Kendi hükümdarına ve sana zarar vermeye gücü yeten kimseye, karşı çıkmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Yücelik nedir?” diye sorulunca; "Güzel işleri yapmak ve kötü işleri terketmektir." buyurdu. <br />
<br />
“Mutkan olmak nedir?” diye sorduklarında; "Ağır başlı ol­mak, yöneticilerle geçinmek ve bütün insanlardan kendini muhafaza etmek­tir." buyurdu.<br />
<br />
“Şeref nedir?” diye sorulunca; "Din kardeşiyle uyum sağlamak ve komşu­ların (hakkını) riayet etmektir." buyurdu.<br />
<br />
“Mahrumiyet nedir?” diye sorulunca; "Sana sunulan nasibini (hakkını) al­mamandır." buyurdu.<br />
<br />
“Akılsızlık nedir?” denilince; "Alçaklara uymak ve sapıklarla arkadaş olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Konuşmada acizlik nedir?” diye sorulunca; "Konuşurken sakalla oynamak ve boğazı çok temizlemektir." buyurdu.<br />
<br />
“Şecaat nedir?” diye sorulunca; "Rakiplerinden çekinmemek ve savaş alanında dirençli olmaktır." buyurdu.<br />
<br />
“Külfet (kişinin kendisi için zorluk çıkarması) nedir?” diye soru­lunca; "Seni ilgilendirmeyen konularda konuşmandır." bu-yurdu.<br />
<br />
“Aklın azlığı nedir?” diye sorulduğunda; "Malında ahmaklık yapmak ve haysiyetini önemsememektir." buyurdu.<br />
<br />
“Alçaklık nedir?” diye sorulunca; "Kişinin kendisini koruması ve hanımını serbest bırakmasıdır." buyurdu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hangi Dindeniz?!]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3196.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 11:25:17 +0300</pubDate>
			<dc:creator>Ebiha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3196.html</guid>
			<description><![CDATA[Eğer Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir buyuran Peygamberimize, Komşusu açlıktan ölürken tok yatanın durumu sorulsa ne cevap verirdi?!! İyi düşünmemiz lazım! Eğer Somali’de bir annenin kucağınd  <br />
 <br />
İnsanın gerçek dini, değer yargılarıdır; öncelikleri ve uğruna her türlü fedakârlığı sergilediği konulardır. Bir Müslüman olarak şu mübarek Ramazan ayında şu soruyu samimi olarak kendimize sormalıyız: Acaba benim için en fazla değer taşıyan şey nedir? Önceliğim nedir ve ötelediğim şey nedir? Bu soruya samimi olarak vereceğimiz cevapta kendi dinimizi bulmuş olacağız.<br />
<br />
Bu soruya verilecek cevaplar aynı zamanda bizim değerimizi de ortaya koyacaktır. Zira insanın gerçek değeri, değer verdiği hususlarda gizlidir.<br />
<br />
Birçoğunun en fazla değer verdiği şey kendi şahsı ve dünyevi mevkisidir. Onu korumak için her türlü mücadeleyi verir. Hep üste çıkmak ve her platformda kendisinden söz ettirmek ister; kazara önemli bir platformda kendisinden söz edilmezse, yaptıkları övülmezse içine büyük bir dert olur, o gece uyuyamaz. Kendisinden söz edilmediği için, yapılmış olan etkinlik her ne kadar güzel ve isabetli olsa da ona kusurlar bulur, eksik olduğundan, yersiz ve gereksizliğinden vs… bahseder. Ancak kendisinin övüldüğü çok mütevazı ve sıradan bir etkinliği de yerlere göklere sığdıramaz. Burada söz konusu kişinin bu iki farklı tutumundan onun için değerli olan tek şeyin “sadece kendi şahsı” olduğunu anlamak pek de zor değildir.<br />
<br />
Birçoğunun değer verdiği şey Kuran’da “dünya metası” diye nitelendirilen maddiyattır. Böyle biri sahip olduğu dünyevi mal ölçüsünde kendisini sosyal hayatta söz sahibi olarak görür. Maddi anlamda kendisinden alt derecede olanlara tepeden bakar, onları küçümser. Maddi yönden kendisi ile aynı seviyede bulunanlara haset eder ve onlardan öne geçme telaşı içine girer. Maddi açıdan kendisinden üstün olan karşısında da eziklik ve küçüklük kompleksine kapılır.<br />
<br />
Bazılarının değer verdiği şey herhangi bir “dünya metası”dır. Evi veya arabası, yüzük  veya tesbihi, gömlek veya takım elbisesi vb…. Eğer bunları korumak için zahmetlere katlanıyorsa veya kaybettiğinde keder ve yasa boğuluyorsa, sahip olmadığında da bir tarafının eksik olduğu hissine kapılıyorsa demek ki bu metalar onun değer yargıları ve öncelikleridir, neticede onun dinidir.<br />
<br />
Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de Allah katında geçerli dinin “İslam/Allah’a teslimiyet” olduğu ifade edilmiştir.[1&#93; “ Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, arayıp bulduğu din ondan asla kabul edilmeyecektir.”[2&#93;<br />
<br />
Ayetten de anlaşılıyor ki insanların kendi arayışları sonucunda kendileri için buldukları yaşam tarzı, onların dinini oluşturmaktadır. Bu makam olabilir, mal olabilir, şöhrete ulaşma sevdası olabilir; özetle kişisel tercih ve isteklerin her biri olabilir.<br />
<br />
Kuran- Kerim’de ancak “halis dinin” Allah’a ait olduğu, Allah tarafından kabul göreceği ifade edilmiştir.[3&#93; Bu ifadeden “halis olmayan” bir dinin var olduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Yani içerisine Allah’ın rızasının dışındaki çeşitli mülahazaların karıştığı bir yaşam tarzı da bir dindir. Ancak Allah’ın sahiplenmediği ve kabul etmediği bir dindir.<br />
<br />
“Sizin dininiz size, benim dinim de bana!”[4&#93; ayeti kerimesinde hak ve batıl mihverine dayalı iki zıt anlayış hakkında “din” ifadesi kullanılmıştır. Demek ki müşriklerin de bir dini vardı. Esasen şirke dayalı yaşam tarzı müşriklerin dinidir.<br />
<br />
“Öyle bir mabuttur o ki Peygamberini, doğru yolu göstermek üzere “gerçek dinle, bütün dinlere” üstün olmak için göndermiştir ve Allah'ın tanıklığı yeter.”[5&#93;<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhur edeceği dönemin müjdesini veren yukarıdaki ayette de onun getireceği “hak dinin” “bütün dinlere” galip geleceğinden söz etmekle birlikte buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımızı özetlemiştir. Yani insanların kendi anlayışlarına dayandırdıkları yaşam biçimleri onların dinlerini oluşturmaktadır.<br />
<br />
İslam dini, Yüce Allah’ın kemale erdirip razı olduğu eksiksiz tek dindir.[6&#93; Eğer bu dinin öğretilerini hakkıyla ve teslimiyetle hayata geçirecek olursak o zaman kendimize “Müslüman” diyebiliriz.<br />
<br />
İslam’ın en önemli öğretilerinden biri başkalarının dertleriyle ilgilenmektir. Resulullah (s.a.a), “Her kim bir Müslümanın “Müslümanlar neredesiniz?!” diye bağırdığını duyar da yardımına koşmazsa Müslüman değildir”[7&#93; diye buyurmuştur. İletişim araçlarının gelişmesi sonucu artık dünya küçük bir köy haline gelmiştir ve coğrafyamıza en uzak olan ülkelerdeki insanlar bile artık kapı komşumuz sayılmaktadır. Zira feryat ettiklerinde seslerini duymaktayız. Çektikleri acı ve ıstırapları görmekteyiz. Resulullah’ın (s.a.a) komşuluk hakları konusundaki nasihatleri hepimizin malumudur. Eğer “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyuran Peygamberimize, “Komşusu açlıktan ölürken tok yatanın” durumu sorulsa ne cevap verirdi?!! İyi düşünmemiz lazım! Eğer Somali’de bir annenin kucağında ve gözleri önünde yavrusu açlık ve susuzluktan çığlıklar atarak ölüyorsa ve bizler buna kılımızı bile kıpırdatmıyorsak acaba kendimize “Müslüman” diyebilir miyiz?!! Cevabı olumlu olanlar lütfen beni ikna edecek delili e-mail adresime göndersinler. Artık boğazım düğümlendi. Kalemim durdu.. Hani derler ya: sözün bittiği yer… Hepinizi Allah’ın selamıyla selamlıyorum.<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1&#93; - Ali İmran 19.<br />
<br />
[2&#93; - Ali İmran 85.<br />
<br />
[3&#93; - Zümer 3.<br />
<br />
[4&#93; - Kafirun 6.<br />
<br />
[5&#93; - Fetih 28.<br />
<br />
[6&#93; - Maide 3.<br />
<br />
[7&#93; - Bihar’ul-Envar c.71, s.339, h.120.<br />
<br />
<br />
<br />
Mikail Gürel]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Eğer Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir buyuran Peygamberimize, Komşusu açlıktan ölürken tok yatanın durumu sorulsa ne cevap verirdi?!! İyi düşünmemiz lazım! Eğer Somali’de bir annenin kucağınd  <br />
 <br />
İnsanın gerçek dini, değer yargılarıdır; öncelikleri ve uğruna her türlü fedakârlığı sergilediği konulardır. Bir Müslüman olarak şu mübarek Ramazan ayında şu soruyu samimi olarak kendimize sormalıyız: Acaba benim için en fazla değer taşıyan şey nedir? Önceliğim nedir ve ötelediğim şey nedir? Bu soruya samimi olarak vereceğimiz cevapta kendi dinimizi bulmuş olacağız.<br />
<br />
Bu soruya verilecek cevaplar aynı zamanda bizim değerimizi de ortaya koyacaktır. Zira insanın gerçek değeri, değer verdiği hususlarda gizlidir.<br />
<br />
Birçoğunun en fazla değer verdiği şey kendi şahsı ve dünyevi mevkisidir. Onu korumak için her türlü mücadeleyi verir. Hep üste çıkmak ve her platformda kendisinden söz ettirmek ister; kazara önemli bir platformda kendisinden söz edilmezse, yaptıkları övülmezse içine büyük bir dert olur, o gece uyuyamaz. Kendisinden söz edilmediği için, yapılmış olan etkinlik her ne kadar güzel ve isabetli olsa da ona kusurlar bulur, eksik olduğundan, yersiz ve gereksizliğinden vs… bahseder. Ancak kendisinin övüldüğü çok mütevazı ve sıradan bir etkinliği de yerlere göklere sığdıramaz. Burada söz konusu kişinin bu iki farklı tutumundan onun için değerli olan tek şeyin “sadece kendi şahsı” olduğunu anlamak pek de zor değildir.<br />
<br />
Birçoğunun değer verdiği şey Kuran’da “dünya metası” diye nitelendirilen maddiyattır. Böyle biri sahip olduğu dünyevi mal ölçüsünde kendisini sosyal hayatta söz sahibi olarak görür. Maddi anlamda kendisinden alt derecede olanlara tepeden bakar, onları küçümser. Maddi yönden kendisi ile aynı seviyede bulunanlara haset eder ve onlardan öne geçme telaşı içine girer. Maddi açıdan kendisinden üstün olan karşısında da eziklik ve küçüklük kompleksine kapılır.<br />
<br />
Bazılarının değer verdiği şey herhangi bir “dünya metası”dır. Evi veya arabası, yüzük  veya tesbihi, gömlek veya takım elbisesi vb…. Eğer bunları korumak için zahmetlere katlanıyorsa veya kaybettiğinde keder ve yasa boğuluyorsa, sahip olmadığında da bir tarafının eksik olduğu hissine kapılıyorsa demek ki bu metalar onun değer yargıları ve öncelikleridir, neticede onun dinidir.<br />
<br />
Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de Allah katında geçerli dinin “İslam/Allah’a teslimiyet” olduğu ifade edilmiştir.[1] “ Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, arayıp bulduğu din ondan asla kabul edilmeyecektir.”[2]<br />
<br />
Ayetten de anlaşılıyor ki insanların kendi arayışları sonucunda kendileri için buldukları yaşam tarzı, onların dinini oluşturmaktadır. Bu makam olabilir, mal olabilir, şöhrete ulaşma sevdası olabilir; özetle kişisel tercih ve isteklerin her biri olabilir.<br />
<br />
Kuran- Kerim’de ancak “halis dinin” Allah’a ait olduğu, Allah tarafından kabul göreceği ifade edilmiştir.[3] Bu ifadeden “halis olmayan” bir dinin var olduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Yani içerisine Allah’ın rızasının dışındaki çeşitli mülahazaların karıştığı bir yaşam tarzı da bir dindir. Ancak Allah’ın sahiplenmediği ve kabul etmediği bir dindir.<br />
<br />
“Sizin dininiz size, benim dinim de bana!”[4] ayeti kerimesinde hak ve batıl mihverine dayalı iki zıt anlayış hakkında “din” ifadesi kullanılmıştır. Demek ki müşriklerin de bir dini vardı. Esasen şirke dayalı yaşam tarzı müşriklerin dinidir.<br />
<br />
“Öyle bir mabuttur o ki Peygamberini, doğru yolu göstermek üzere “gerçek dinle, bütün dinlere” üstün olmak için göndermiştir ve Allah'ın tanıklığı yeter.”[5]<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhur edeceği dönemin müjdesini veren yukarıdaki ayette de onun getireceği “hak dinin” “bütün dinlere” galip geleceğinden söz etmekle birlikte buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımızı özetlemiştir. Yani insanların kendi anlayışlarına dayandırdıkları yaşam biçimleri onların dinlerini oluşturmaktadır.<br />
<br />
İslam dini, Yüce Allah’ın kemale erdirip razı olduğu eksiksiz tek dindir.[6] Eğer bu dinin öğretilerini hakkıyla ve teslimiyetle hayata geçirecek olursak o zaman kendimize “Müslüman” diyebiliriz.<br />
<br />
İslam’ın en önemli öğretilerinden biri başkalarının dertleriyle ilgilenmektir. Resulullah (s.a.a), “Her kim bir Müslümanın “Müslümanlar neredesiniz?!” diye bağırdığını duyar da yardımına koşmazsa Müslüman değildir”[7] diye buyurmuştur. İletişim araçlarının gelişmesi sonucu artık dünya küçük bir köy haline gelmiştir ve coğrafyamıza en uzak olan ülkelerdeki insanlar bile artık kapı komşumuz sayılmaktadır. Zira feryat ettiklerinde seslerini duymaktayız. Çektikleri acı ve ıstırapları görmekteyiz. Resulullah’ın (s.a.a) komşuluk hakları konusundaki nasihatleri hepimizin malumudur. Eğer “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyuran Peygamberimize, “Komşusu açlıktan ölürken tok yatanın” durumu sorulsa ne cevap verirdi?!! İyi düşünmemiz lazım! Eğer Somali’de bir annenin kucağında ve gözleri önünde yavrusu açlık ve susuzluktan çığlıklar atarak ölüyorsa ve bizler buna kılımızı bile kıpırdatmıyorsak acaba kendimize “Müslüman” diyebilir miyiz?!! Cevabı olumlu olanlar lütfen beni ikna edecek delili e-mail adresime göndersinler. Artık boğazım düğümlendi. Kalemim durdu.. Hani derler ya: sözün bittiği yer… Hepinizi Allah’ın selamıyla selamlıyorum.<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[1] - Ali İmran 19.<br />
<br />
[2] - Ali İmran 85.<br />
<br />
[3] - Zümer 3.<br />
<br />
[4] - Kafirun 6.<br />
<br />
[5] - Fetih 28.<br />
<br />
[6] - Maide 3.<br />
<br />
[7] - Bihar’ul-Envar c.71, s.339, h.120.<br />
<br />
<br />
<br />
Mikail Gürel]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dinin Afetleri-1 ( Okunmalı )]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3195.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 11:22:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator>şehidan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3195.html</guid>
			<description><![CDATA[Din, insan türü için Hakk’ın rahmaniyetinin en güzel tecellisidir ve dindarlık da bu rahmaniyete yöneliş ve hidayet yolunda yürümektir. Bu yolda din ve dindarlığın afetleri şekliyle sürekli eşkıyalar zuhur etmiştir. Onları tanımak ve dindarlığın sıhhatine değinmek böyle bir yolculuğun önemli adaplarından sayılır. Elbette din aşkın bir hakikat ve kutsî bir olgudur ve bu yüzden hasar ve afetten münezzehtir. Başka bir ifadeyle ilahî hususlarda hata, yanlış, hasar ve afet mümkün değildir. Hata ve yanlış yapma beşerî hususlarla ilgilidir. Din ve dindarlığın hasarlarını bilme bahsindeki hasar ve afet, dinin hakikatiyle ilgili değildir. Bilakis insanların dine bakış tarzları, insanın dini anlama ve telaki etme şekli, dinsel bilgi türü ve dindarlık tarzı ile ilgilidir. Bu hususlar her zaman ihtilaf konusu olup hasar ve afet ile karşı karşıyadır. Dindarlık hem tanıma, bilme ve düşünme merhalesini ve hem de amel merhalesini kapsar; yani düşünce, bilgi, dinsel inanç ve iman ve de dinsel ikrar, hareket, davranış ve tarzı içerir. Dindarlığın hasar görmesi ve afete duçar kalması nedeniyle insana ait alanlar ve toplumsal hareket sınırları sallanır ve çeşitli zulüm, insafsızlık ve haksızlıklar baş gösterir. Dindarlığın yokluğu, değişik alanlarda ihanet etmenin ortaya çıkmasına neden olur. Zira insanı değişik alanlarda korumak ve kötülük ve bitişe batmasını engellemek dinin işlevlerinden sayılır. Eğer din doğru olursa, insanı en iyi şekilde korur, doğru yola iletir ve muhafaza eder. Din ne kadar daha çok doğru ve güçlü olursa, insanın hayattaki doğruluk ve gücü de daha çok olur. Din ve dindarlığın kırmızı çizgilerinin çiğnenmesiyle, insanın her şeyi hasar ve afete maruz kalır. Bu noktaya dikkatle, genel bir sınıflandırmayla din ve dindarlığın hasarları iki bölüme ayrılabilir:<br />
<br />
<br />
1- Dindar ve mütedeyyin şahsın imanını tehdit eden afetler.<br />
<br />
<br />
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) insanların şahsî imanları hakkında şöyle buyurmuştur: “İman kalp ile tanıma, dil ile ikrarda bulunma ve azalar ile amel etmektir.”[1&#93; Bütün bu hususlar yani dinsel düşünce, inanç, iman ve dinsel ikrar, amel, davranış ve hareket tümüyle hasar ve afete maruz kalmaktadır. Bu bahislerdeki hasar ve afet; eksiklik ve noksanlığın meydana gelmesi, doğal durumdan çıkılması ve bozulmanın başlaması anlamındadır. Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Müminleri Emiri Ali (a.s) ve diğer masum imamların (a.s) sözlerinde dinin afet ve hasarları sıfatıyla değişik hususlar tanıtılmıştır ve biz onların bazılarına işaret ediyoruz:<br />
<br />
<br />
<br />
1-1- Hevese Tapınma: Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Heves afettir.”[2&#93; <br />
<br />
1-2- Dünyaya Tapınma: Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Dünyaya tapınma, dinin afetidir.”[3&#93; <br />
<br />
1-3- Kötü Zan: Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dinin afeti, (Yüce Allah’a) kötü zanda bulunmaktır.”[4&#93; <br />
<br />
1-4- Yalan: Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yalanın çokluğu, dini bozar.”[5&#93; <br />
<br />
1-5- Kıskançlık ve Kin: Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Kıskançlık, yalancılık ve kini bırak; zira onlar dini kötü kılan üç haslettir.”[6&#93; <br />
<br />
1-6- Kendini Beğenmişlik ve Övünme: İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıskaçlık, kendini beğenmişlik ve övünmek dinin afetleridir.”[7&#93; <br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
[1&#93; Seduk, el-Hisal, c. 1, s. 178 239.<br />
<br />
[2&#93; Kenzu’l-Ummal, haber. 44121.<br />
<br />
[3&#93; Tahrirü’l-Mevaizü’l-Adediyye, s. 21.<br />
<br />
[4&#93; Tasnif-u Ğurerü’l-Hikem ve Durerü’l-Kelim, s. 263-5669.<br />
<br />
[5&#93; Tasnif-u Ğurerü’l-Hikem ve Durerü’l-Kelim, s. 221-4421.<br />
<br />
[6&#93; Tasnif-u Ğurerü’l-Hikem ve Durerü’l-Kelim, s. 299.<br />
<br />
[7&#93; el-Kafi, c. 2, hadis. 5307.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Din, insan türü için Hakk’ın rahmaniyetinin en güzel tecellisidir ve dindarlık da bu rahmaniyete yöneliş ve hidayet yolunda yürümektir. Bu yolda din ve dindarlığın afetleri şekliyle sürekli eşkıyalar zuhur etmiştir. Onları tanımak ve dindarlığın sıhhatine değinmek böyle bir yolculuğun önemli adaplarından sayılır. Elbette din aşkın bir hakikat ve kutsî bir olgudur ve bu yüzden hasar ve afetten münezzehtir. Başka bir ifadeyle ilahî hususlarda hata, yanlış, hasar ve afet mümkün değildir. Hata ve yanlış yapma beşerî hususlarla ilgilidir. Din ve dindarlığın hasarlarını bilme bahsindeki hasar ve afet, dinin hakikatiyle ilgili değildir. Bilakis insanların dine bakış tarzları, insanın dini anlama ve telaki etme şekli, dinsel bilgi türü ve dindarlık tarzı ile ilgilidir. Bu hususlar her zaman ihtilaf konusu olup hasar ve afet ile karşı karşıyadır. Dindarlık hem tanıma, bilme ve düşünme merhalesini ve hem de amel merhalesini kapsar; yani düşünce, bilgi, dinsel inanç ve iman ve de dinsel ikrar, hareket, davranış ve tarzı içerir. Dindarlığın hasar görmesi ve afete duçar kalması nedeniyle insana ait alanlar ve toplumsal hareket sınırları sallanır ve çeşitli zulüm, insafsızlık ve haksızlıklar baş gösterir. Dindarlığın yokluğu, değişik alanlarda ihanet etmenin ortaya çıkmasına neden olur. Zira insanı değişik alanlarda korumak ve kötülük ve bitişe batmasını engellemek dinin işlevlerinden sayılır. Eğer din doğru olursa, insanı en iyi şekilde korur, doğru yola iletir ve muhafaza eder. Din ne kadar daha çok doğru ve güçlü olursa, insanın hayattaki doğruluk ve gücü de daha çok olur. Din ve dindarlığın kırmızı çizgilerinin çiğnenmesiyle, insanın her şeyi hasar ve afete maruz kalır. Bu noktaya dikkatle, genel bir sınıflandırmayla din ve dindarlığın hasarları iki bölüme ayrılabilir:<br />
<br />
<br />
1- Dindar ve mütedeyyin şahsın imanını tehdit eden afetler.<br />
<br />
<br />
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) insanların şahsî imanları hakkında şöyle buyurmuştur: “İman kalp ile tanıma, dil ile ikrarda bulunma ve azalar ile amel etmektir.”[1] Bütün bu hususlar yani dinsel düşünce, inanç, iman ve dinsel ikrar, amel, davranış ve hareket tümüyle hasar ve afete maruz kalmaktadır. Bu bahislerdeki hasar ve afet; eksiklik ve noksanlığın meydana gelmesi, doğal durumdan çıkılması ve bozulmanın başlaması anlamındadır. Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Müminleri Emiri Ali (a.s) ve diğer masum imamların (a.s) sözlerinde dinin afet ve hasarları sıfatıyla değişik hususlar tanıtılmıştır ve biz onların bazılarına işaret ediyoruz:<br />
<br />
<br />
<br />
1-1- Hevese Tapınma: Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Heves afettir.”[2] <br />
<br />
1-2- Dünyaya Tapınma: Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Dünyaya tapınma, dinin afetidir.”[3] <br />
<br />
1-3- Kötü Zan: Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dinin afeti, (Yüce Allah’a) kötü zanda bulunmaktır.”[4] <br />
<br />
1-4- Yalan: Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yalanın çokluğu, dini bozar.”[5] <br />
<br />
1-5- Kıskançlık ve Kin: Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: Kıskançlık, yalancılık ve kini bırak; zira onlar dini kötü kılan üç haslettir.”[6] <br />
<br />
1-6- Kendini Beğenmişlik ve Övünme: İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıskaçlık, kendini beğenmişlik ve övünmek dinin afetleridir.”[7] <br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
[1] Seduk, el-Hisal, c. 1, s. 178 239.<br />
<br />
[2] Kenzu’l-Ummal, haber. 44121.<br />
<br />
[3] Tahrirü’l-Mevaizü’l-Adediyye, s. 21.<br />
<br />
[4] Tasnif-u Ğurerü’l-Hikem ve Durerü’l-Kelim, s. 263-5669.<br />
<br />
[5] Tasnif-u Ğurerü’l-Hikem ve Durerü’l-Kelim, s. 221-4421.<br />
<br />
[6] Tasnif-u Ğurerü’l-Hikem ve Durerü’l-Kelim, s. 299.<br />
<br />
[7] el-Kafi, c. 2, hadis. 5307.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Arkadaşlık]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3194.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 08:54:07 +0300</pubDate>
			<dc:creator>güle_asık</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3194.html</guid>
			<description><![CDATA[Ve bir genç, şöyle dedi: 'Bize arkadaşlıktan bahset.' <br />
Ve o cevap verdi...: <br />
'Arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. <br />
O, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. <br />
O sizin sofranız ve ocak başınızdır. <br />
Çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız. <br />
<br />
Arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda, <br />
ne 'hayır' demek zor gelir, ne de 'evet' demekten çekinirsiniz. <br />
<br />
Ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir. <br />
Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca, tüm düşünceler, tüm arzular <br />
ve beklentiler, gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar. <br />
<br />
Arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız; <br />
Çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda <br />
daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın, <br />
dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi... <br />
<br />
Ve arkadaşlığınızda, ruhsal derinlik <br />
kazanmaktan başka bir amaç gütmeyin. <br />
<br />
Çünkü, salt kendi gizemini açığa vurmak peşinde <br />
olan sevgi, sevgi değil, savrulmuş bir ağdır <br />
ve sadece yararsız olan yakalanır. <br />
<br />
Ve arkadaşınıza, kendinizi olduğunuz gibi sunun. <br />
Eğer dalgalarınızın cezrini bilecekse, <br />
meddini de bilmesine izin verin. <br />
<br />
Çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş <br />
aramanızın anlamı olabilir mı? <br />
Onu, zamanı yaşatmak için arayın. <br />
<br />
Çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir, <br />
boşluğunuzu doldurmak için değil. <br />
<br />
Ve arkadaşlığın hoşluğunda, <br />
kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun. <br />
Çünkü küçük şeylerin şebneminde, <br />
yürek sabahını bulur ve tazelenir.' <br />
<br />
Halil Cibran]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ve bir genç, şöyle dedi: 'Bize arkadaşlıktan bahset.' <br />
Ve o cevap verdi...: <br />
'Arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. <br />
O, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. <br />
O sizin sofranız ve ocak başınızdır. <br />
Çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız. <br />
<br />
Arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda, <br />
ne 'hayır' demek zor gelir, ne de 'evet' demekten çekinirsiniz. <br />
<br />
Ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir. <br />
Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca, tüm düşünceler, tüm arzular <br />
ve beklentiler, gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar. <br />
<br />
Arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız; <br />
Çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda <br />
daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın, <br />
dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi... <br />
<br />
Ve arkadaşlığınızda, ruhsal derinlik <br />
kazanmaktan başka bir amaç gütmeyin. <br />
<br />
Çünkü, salt kendi gizemini açığa vurmak peşinde <br />
olan sevgi, sevgi değil, savrulmuş bir ağdır <br />
ve sadece yararsız olan yakalanır. <br />
<br />
Ve arkadaşınıza, kendinizi olduğunuz gibi sunun. <br />
Eğer dalgalarınızın cezrini bilecekse, <br />
meddini de bilmesine izin verin. <br />
<br />
Çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş <br />
aramanızın anlamı olabilir mı? <br />
Onu, zamanı yaşatmak için arayın. <br />
<br />
Çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir, <br />
boşluğunuzu doldurmak için değil. <br />
<br />
Ve arkadaşlığın hoşluğunda, <br />
kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun. <br />
Çünkü küçük şeylerin şebneminde, <br />
yürek sabahını bulur ve tazelenir.' <br />
<br />
Halil Cibran]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fıkraa :)))))]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3193.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 08:52:56 +0300</pubDate>
			<dc:creator>esire</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3193.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #9400D3;">Tamaşa Halanın Küçüh Gızı Ünveristeye Gider Orda Birde Sosyete Bir Gedeye Aşka Tüşer Neyse Gel Zaman Get Zaman Gızın Ohulu Piter Gedeynen ( Erkek Çocuk ) Evlenmeqe Garar Vereller Gede Ailesini Alıf Ahşam Gızı İstemeqe Hazırranır <br />
<br />
Bu Sıradada Tamaşa Halanın Gızı Evdekilere Anasına Lelesine Gardaşlarına Yalvarar Gelenner Çoh Sosyetedi Noylar Şiveynen Gonuşmuyun Diye Hepsine Tavşırar ( Tembihler ) <br />
<br />
Kızlarının Mutluluğunu İsteyen Aileside Tamam Diyeller <br />
<br />
Akşam Olur Dünürler <br />
Gelir Hep Birlikte Yemek Yenilir<br />
Yemekten Sonra Çay Faslına Geçerler<br />
Odada Derin Bir Sessizlik Hakimdir<br />
Tamaşa Hala Beşinci Bardaq Çayıda Pitirer<br />
Bardağının Boşaldığını Gören Kızı<br />
<br />
-Anneciğim Çayın Bitmiş Tazeliyeyim Diyende ?<br />
<br />
Yemeği Fazla Kaçıran Üstünede Çayı Çok İçif Buhran Geçiren Tamaşa Hala Kibar Ve Nazik Bir Ses Tonuyla<br />
<br />
- Mersi Balam Cırıldım <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #9400D3;">Tamaşa Halanın Küçüh Gızı Ünveristeye Gider Orda Birde Sosyete Bir Gedeye Aşka Tüşer Neyse Gel Zaman Get Zaman Gızın Ohulu Piter Gedeynen ( Erkek Çocuk ) Evlenmeqe Garar Vereller Gede Ailesini Alıf Ahşam Gızı İstemeqe Hazırranır <br />
<br />
Bu Sıradada Tamaşa Halanın Gızı Evdekilere Anasına Lelesine Gardaşlarına Yalvarar Gelenner Çoh Sosyetedi Noylar Şiveynen Gonuşmuyun Diye Hepsine Tavşırar ( Tembihler ) <br />
<br />
Kızlarının Mutluluğunu İsteyen Aileside Tamam Diyeller <br />
<br />
Akşam Olur Dünürler <br />
Gelir Hep Birlikte Yemek Yenilir<br />
Yemekten Sonra Çay Faslına Geçerler<br />
Odada Derin Bir Sessizlik Hakimdir<br />
Tamaşa Hala Beşinci Bardaq Çayıda Pitirer<br />
Bardağının Boşaldığını Gören Kızı<br />
<br />
-Anneciğim Çayın Bitmiş Tazeliyeyim Diyende ?<br />
<br />
Yemeği Fazla Kaçıran Üstünede Çayı Çok İçif Buhran Geçiren Tamaşa Hala Kibar Ve Nazik Bir Ses Tonuyla<br />
<br />
- Mersi Balam Cırıldım <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DUA]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3192.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 08:51:09 +0300</pubDate>
			<dc:creator>güle_asık</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3192.html</guid>
			<description><![CDATA[Dua: Yakarış.<br />
Dua: Çağırmak.<br />
Dua: Yalvarmak.<br />
Dua: Seslenmek.<br />
Dua: İstemek.<br />
Dua: Susmak.<br />
Dua: İhtiyacın anahtarı.<br />
Dua: Söz.<br />
Dua: Fiil.<br />
Dua: Hal.<br />
Dua: Hüzün dalgaları.<br />
Dua: Günahkarın merdiveni.<br />
Dua: Haberleşme.<br />
Dua: Özlem dili.<br />
Dua: Günahların gözyaşları.<br />
Dua: İnsanla Allah arasındaki köprü.<br />
Dua: Kalkan.<br />
Dua: Ok.<br />
Dua: Bulut.<br />
Dua: Acz.<br />
Dua: Kudret.<br />
Dua: İp.<br />
Dua: Kuyu.<br />
Dua: Teslimiyet.<br />
Dua: Zikir.<br />
Dua: Tövbe.<br />
Dua: Namaz.<br />
Dua: Yardım talep etmek.<br />
Dua: Küçükten büyüğe yöneliş.<br />
Dua: İtiraf.<br />
Dua: Şükür.<br />
Dua: Sınırlı olandan sınırsız olana sıçrama.<br />
Dua: Tanıma.<br />
Dua: Af.<br />
Dua: Merhamet.<br />
Dua: Tevhid.<br />
Dua: Tesbih.<br />
Dua: Sevgi.<br />
Dua: Hâyâ dili.<br />
Dua: Hayat.<br />
<br />
"Bana dua edin, size icabet edeyim,"<br />
(Mü'min, 60)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dua: Yakarış.<br />
Dua: Çağırmak.<br />
Dua: Yalvarmak.<br />
Dua: Seslenmek.<br />
Dua: İstemek.<br />
Dua: Susmak.<br />
Dua: İhtiyacın anahtarı.<br />
Dua: Söz.<br />
Dua: Fiil.<br />
Dua: Hal.<br />
Dua: Hüzün dalgaları.<br />
Dua: Günahkarın merdiveni.<br />
Dua: Haberleşme.<br />
Dua: Özlem dili.<br />
Dua: Günahların gözyaşları.<br />
Dua: İnsanla Allah arasındaki köprü.<br />
Dua: Kalkan.<br />
Dua: Ok.<br />
Dua: Bulut.<br />
Dua: Acz.<br />
Dua: Kudret.<br />
Dua: İp.<br />
Dua: Kuyu.<br />
Dua: Teslimiyet.<br />
Dua: Zikir.<br />
Dua: Tövbe.<br />
Dua: Namaz.<br />
Dua: Yardım talep etmek.<br />
Dua: Küçükten büyüğe yöneliş.<br />
Dua: İtiraf.<br />
Dua: Şükür.<br />
Dua: Sınırlı olandan sınırsız olana sıçrama.<br />
Dua: Tanıma.<br />
Dua: Af.<br />
Dua: Merhamet.<br />
Dua: Tevhid.<br />
Dua: Tesbih.<br />
Dua: Sevgi.<br />
Dua: Hâyâ dili.<br />
Dua: Hayat.<br />
<br />
"Bana dua edin, size icabet edeyim,"<br />
(Mü'min, 60)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BİR GONCA GÜL (İmam Hasan a.s)]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3191.html</link>
			<pubDate>Tue, 16 Aug 2011 08:59:26 +0300</pubDate>
			<dc:creator>Ebiha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3191.html</guid>
			<description><![CDATA[Fatıma olmasaydı, yaratılmazdı Ali <br />
Murtazâ’dan başka er, görmezdi sır cemâlini <br />
Kıyıldı nikâhları, gökyüzü sahnesinde <br />
İki nur kavuştular, saâdet hânesinde <br />
<br />
Gönderildi Müctebâ, yüce Mevlâ katından <br />
İhtimâm gösterildi, Cebrâil tarafından <br />
Yürüdü kanadında, Ruh’ul- Kudüs Emin’in <br />
Uğurlandı Arş’ından, Melekût âleminin <br />
<br />
Râhman’ın gülşeninde açıldı bir gonca gül <br />
Hasan geldi dünyaya, bürünerek nurdan tül <br />
Kesildi Kevser ile, ebter diyen lal diller <br />
Yeryüzü ziynetlendi; gökte yandı kandiller <br />
<br />
Gelmemişti böyle nur, insan silsilesinde <br />
Göklerin şerif oğlu, Arş’ın himayesinde <br />
Nur çehresine nikâb, olmuştu ay ışığı <br />
Benziyordu “Rahmet”e, güneş oldu âşığı <br />
<br />
Sevinci sonsuz idi, sonsuzluk Resûlü’nün <br />
Öptü nurlu elini, Mirâc’ın Betûlü’nün <br />
Kucakladı göklerin, emânet Zehrâ’sını <br />
Kutsadı Hatice’nin yektâ hâtırasını <br />
<br />
Çok geçmedi peşinden, nur damlası muazzâm <br />
Teşrif etti âlemi, Ma’sûm, Zebîh-i A’zam <br />
İnmişti yeryüzüne, Arş’tan büyük kâfile <br />
Sonunda beş oldular, tamamlandı âile <br />
<br />
Hitap etti her zaman, şefkatli baba Tâ-Hâ <br />
Baban fedâdır sana, kızım Ümm-ü Ebîhâ <br />
Sen İlâhî nevâsın, cennetlerin bestesi <br />
Kevser-i Fâtıma’sın, Ehl-i Beyt’in annesi <br />
<br />
Büyüdü iki kardeş nurun definesinde <br />
Kerrâr’ın kutlu eşi, Hâtun’un sinesinde <br />
Reyhâne oğulları, fetihler Nebisi’nin <br />
Pervânesi oldular, “Hel Etâ” perisinin <br />
<br />
Mutluluk peygamberi, tebliğe devam etti <br />
Fetih müyesser oldu, Hak dinini yüceltti <br />
Nübüvvet mührü olan, mübârek omzuna <br />
Kondu “Hümây-ı Rahmet”, Ka’be şahitti buna <br />
<br />
İletmişti Nebi’miz, son Vedâ Hutbesinde <br />
Ki buyurdu Rabb’imiz, Mâide suresinde <br />
Emânetimdir size, Hak’tan gelen bu Kur’ân <br />
Ehl-i Beyt onun eşi, hakka, bâtıla Furkân <br />
<br />
Sınandı geçti devir, ilk Resûl sonra Betûl <br />
Ardından da Murtazâ, göçtüler Hakka melûl <br />
Meveddet âilesi, sayılmadı emânet <br />
Hayret! Oysa ne kadar, var idi delil, âyet <br />
<br />
Küfrün gizli ilâhı, Müslüman kisvesinde <br />
Kandırdı ahmakları, Tevhid elbisesinde <br />
Zulmün kanlı silahı, dîn, îman kılıfında <br />
Saklanarak bilendi, mazlumların boynunda <br />
<br />
Satılmıştı imanlar, servet, şöhret, makama <br />
Kalmamıştı sadakât, MUHAMMEDî İslam’a <br />
Nebevî kelâmları, değiştirip bozdular <br />
Emevî yalanları, hep uydurup yazdılar <br />
<br />
Cahiliyet mantığı, inatla geldi geri <br />
Sarsmıştı İslamlığı saltanat hileleri <br />
Bâtıl çıktı ortaya, takvâ iddiasında <br />
Öldürüldü adalet, cellatlar sehpasında <br />
<br />
Vefâsızlar terk edip hakikat imâmını <br />
Aldılar bu dünyanın, üç günlük makamını <br />
Çok eziyet ederek, mazlumlar sultânına <br />
Pek hâince girdiler, Müctebâ’nın kanına <br />
<br />
Şam’da çıkan fitnenin sermayesi, nifâk, kin <br />
Alınmak istenmişti, intikâmı “Bedir”in <br />
Evlâd-ı MUHAMMED’e, nefretle saldırdılar <br />
Fatımâ’nın gülünü, zehirle soldurdular <br />
<br />
Zeyneb’in başında var, yine mâtem bulutu <br />
Okladı hayasızlar, el üstünde tâbûtu <br />
Bırakmadılar yatsın, dedesinin yanına <br />
Hüzünlü döndü kervan, hüzün kabristânına <br />
<br />
Hüseyin Yalçın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Fatıma olmasaydı, yaratılmazdı Ali <br />
Murtazâ’dan başka er, görmezdi sır cemâlini <br />
Kıyıldı nikâhları, gökyüzü sahnesinde <br />
İki nur kavuştular, saâdet hânesinde <br />
<br />
Gönderildi Müctebâ, yüce Mevlâ katından <br />
İhtimâm gösterildi, Cebrâil tarafından <br />
Yürüdü kanadında, Ruh’ul- Kudüs Emin’in <br />
Uğurlandı Arş’ından, Melekût âleminin <br />
<br />
Râhman’ın gülşeninde açıldı bir gonca gül <br />
Hasan geldi dünyaya, bürünerek nurdan tül <br />
Kesildi Kevser ile, ebter diyen lal diller <br />
Yeryüzü ziynetlendi; gökte yandı kandiller <br />
<br />
Gelmemişti böyle nur, insan silsilesinde <br />
Göklerin şerif oğlu, Arş’ın himayesinde <br />
Nur çehresine nikâb, olmuştu ay ışığı <br />
Benziyordu “Rahmet”e, güneş oldu âşığı <br />
<br />
Sevinci sonsuz idi, sonsuzluk Resûlü’nün <br />
Öptü nurlu elini, Mirâc’ın Betûlü’nün <br />
Kucakladı göklerin, emânet Zehrâ’sını <br />
Kutsadı Hatice’nin yektâ hâtırasını <br />
<br />
Çok geçmedi peşinden, nur damlası muazzâm <br />
Teşrif etti âlemi, Ma’sûm, Zebîh-i A’zam <br />
İnmişti yeryüzüne, Arş’tan büyük kâfile <br />
Sonunda beş oldular, tamamlandı âile <br />
<br />
Hitap etti her zaman, şefkatli baba Tâ-Hâ <br />
Baban fedâdır sana, kızım Ümm-ü Ebîhâ <br />
Sen İlâhî nevâsın, cennetlerin bestesi <br />
Kevser-i Fâtıma’sın, Ehl-i Beyt’in annesi <br />
<br />
Büyüdü iki kardeş nurun definesinde <br />
Kerrâr’ın kutlu eşi, Hâtun’un sinesinde <br />
Reyhâne oğulları, fetihler Nebisi’nin <br />
Pervânesi oldular, “Hel Etâ” perisinin <br />
<br />
Mutluluk peygamberi, tebliğe devam etti <br />
Fetih müyesser oldu, Hak dinini yüceltti <br />
Nübüvvet mührü olan, mübârek omzuna <br />
Kondu “Hümây-ı Rahmet”, Ka’be şahitti buna <br />
<br />
İletmişti Nebi’miz, son Vedâ Hutbesinde <br />
Ki buyurdu Rabb’imiz, Mâide suresinde <br />
Emânetimdir size, Hak’tan gelen bu Kur’ân <br />
Ehl-i Beyt onun eşi, hakka, bâtıla Furkân <br />
<br />
Sınandı geçti devir, ilk Resûl sonra Betûl <br />
Ardından da Murtazâ, göçtüler Hakka melûl <br />
Meveddet âilesi, sayılmadı emânet <br />
Hayret! Oysa ne kadar, var idi delil, âyet <br />
<br />
Küfrün gizli ilâhı, Müslüman kisvesinde <br />
Kandırdı ahmakları, Tevhid elbisesinde <br />
Zulmün kanlı silahı, dîn, îman kılıfında <br />
Saklanarak bilendi, mazlumların boynunda <br />
<br />
Satılmıştı imanlar, servet, şöhret, makama <br />
Kalmamıştı sadakât, MUHAMMEDî İslam’a <br />
Nebevî kelâmları, değiştirip bozdular <br />
Emevî yalanları, hep uydurup yazdılar <br />
<br />
Cahiliyet mantığı, inatla geldi geri <br />
Sarsmıştı İslamlığı saltanat hileleri <br />
Bâtıl çıktı ortaya, takvâ iddiasında <br />
Öldürüldü adalet, cellatlar sehpasında <br />
<br />
Vefâsızlar terk edip hakikat imâmını <br />
Aldılar bu dünyanın, üç günlük makamını <br />
Çok eziyet ederek, mazlumlar sultânına <br />
Pek hâince girdiler, Müctebâ’nın kanına <br />
<br />
Şam’da çıkan fitnenin sermayesi, nifâk, kin <br />
Alınmak istenmişti, intikâmı “Bedir”in <br />
Evlâd-ı MUHAMMED’e, nefretle saldırdılar <br />
Fatımâ’nın gülünü, zehirle soldurdular <br />
<br />
Zeyneb’in başında var, yine mâtem bulutu <br />
Okladı hayasızlar, el üstünde tâbûtu <br />
Bırakmadılar yatsın, dedesinin yanına <br />
Hüzünlü döndü kervan, hüzün kabristânına <br />
<br />
Hüseyin Yalçın]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haftabaşı gülümsemesi:)]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3190.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 11:14:45 +0300</pubDate>
			<dc:creator>alişiası</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3190.html</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/b5d1c000c6e4b9c178ded816782efcea_1298203677.jpg" border="0" alt="[Resim: b5d1c000c6e4b9c178ded816782efcea_1298203677.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/734c9a9751cbe018a864d59a4119b21c_1298203696.jpg" border="0" alt="[Resim: 734c9a9751cbe018a864d59a4119b21c_1298203696.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/c32eb55c5df29f9c7be5ea2334c7fdca_1298203713.jpg" border="0" alt="[Resim: c32eb55c5df29f9c7be5ea2334c7fdca_1298203713.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/dc0f0e026b98375dc8cd2992fd20ae9b_1298203731.jpg" border="0" alt="[Resim: dc0f0e026b98375dc8cd2992fd20ae9b_1298203731.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/ab65bb9f644715258e7a9938ab5fbeaa_1298203750.jpg" border="0" alt="[Resim: ab65bb9f644715258e7a9938ab5fbeaa_1298203750.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/e98cd72275b0fcd08272a3b3ca74fadf_1298203772.png" border="0" alt="[Resim: e98cd72275b0fcd08272a3b3ca74fadf_1298203772.png&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/79bda8b69bad3a4b2ab119fde5fb2b46_1298203814.png" border="0" alt="[Resim: 79bda8b69bad3a4b2ab119fde5fb2b46_1298203814.png&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/17e1085deae9372ca5765a507b6bb2fd_1298203842.gif" border="0" alt="[Resim: 17e1085deae9372ca5765a507b6bb2fd_1298203842.gif&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;"><img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />  <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />  <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/b5d1c000c6e4b9c178ded816782efcea_1298203677.jpg" border="0" alt="[Resim: b5d1c000c6e4b9c178ded816782efcea_1298203677.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/734c9a9751cbe018a864d59a4119b21c_1298203696.jpg" border="0" alt="[Resim: 734c9a9751cbe018a864d59a4119b21c_1298203696.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/c32eb55c5df29f9c7be5ea2334c7fdca_1298203713.jpg" border="0" alt="[Resim: c32eb55c5df29f9c7be5ea2334c7fdca_1298203713.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/dc0f0e026b98375dc8cd2992fd20ae9b_1298203731.jpg" border="0" alt="[Resim: dc0f0e026b98375dc8cd2992fd20ae9b_1298203731.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/ab65bb9f644715258e7a9938ab5fbeaa_1298203750.jpg" border="0" alt="[Resim: ab65bb9f644715258e7a9938ab5fbeaa_1298203750.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/e98cd72275b0fcd08272a3b3ca74fadf_1298203772.png" border="0" alt="[Resim: e98cd72275b0fcd08272a3b3ca74fadf_1298203772.png]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/79bda8b69bad3a4b2ab119fde5fb2b46_1298203814.png" border="0" alt="[Resim: 79bda8b69bad3a4b2ab119fde5fb2b46_1298203814.png]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img03.blogcu.com/images/r/a/b/rabiaca/17e1085deae9372ca5765a507b6bb2fd_1298203842.gif" border="0" alt="[Resim: 17e1085deae9372ca5765a507b6bb2fd_1298203842.gif]" /><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;"><img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />  <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" />  <img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ona ne yazmak isterdiniz?]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3189.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 11:09:24 +0300</pubDate>
			<dc:creator>şehidan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3189.html</guid>
			<description><![CDATA[....Evdesiniz<br />
<br />
 <br />
<br />
mutfakta çayınız <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
demleniyor,camlarınız <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
buğulanmış,<br />
<br />
 <br />
<br />
dışarıya bakıyor ve en sevdiğinizi<br />
<br />
 <br />
<br />
düşünüyorsunuz...<br />
<br />
 <br />
<br />
Cama yazıveriyorsunuz<br />
<br />
 <br />
<br />
hemen birkaç kelime...<br />
<br />
 <br />
<br />
Ben en çok babamı sevdim.<br />
<br />
 <br />
<br />
ve yazdım buğulanmış <br />
<br />
 <br />
<br />
pencere camına:<br />
<br />
 <br />
<br />
"babammmm <br />
<br />
 <br />
<br />
seni çok özledim<img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/sad.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Sad" title="Sad" />"<br />
<br />
 <br />
<br />
Düşünün ki<br />
<br />
 <br />
<br />
"O"<br />
<br />
 <br />
<br />
bunu okuyacak<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
ona ne yazmak isterdiniz?<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
"................................."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[....Evdesiniz<br />
<br />
 <br />
<br />
mutfakta çayınız <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
demleniyor,camlarınız <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
buğulanmış,<br />
<br />
 <br />
<br />
dışarıya bakıyor ve en sevdiğinizi<br />
<br />
 <br />
<br />
düşünüyorsunuz...<br />
<br />
 <br />
<br />
Cama yazıveriyorsunuz<br />
<br />
 <br />
<br />
hemen birkaç kelime...<br />
<br />
 <br />
<br />
Ben en çok babamı sevdim.<br />
<br />
 <br />
<br />
ve yazdım buğulanmış <br />
<br />
 <br />
<br />
pencere camına:<br />
<br />
 <br />
<br />
"babammmm <br />
<br />
 <br />
<br />
seni çok özledim<img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/sad.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Sad" title="Sad" />"<br />
<br />
 <br />
<br />
Düşünün ki<br />
<br />
 <br />
<br />
"O"<br />
<br />
 <br />
<br />
bunu okuyacak<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
ona ne yazmak isterdiniz?<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
"................................."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bardağı yere bırakın bugün...]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3188.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 11:06:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator>şehidan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3188.html</guid>
			<description><![CDATA[Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.<br />
Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu.<br />
<br />
-"Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"<br />
-50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'..diye öğrenciler yanıtladı.<br />
-"Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem, " dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :"Bu bard...ağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"<br />
-'Hiçbir şey' diye yanıtladı öğrenciler.<br />
-"Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez.<br />
-"Kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı<br />
-"Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"<br />
-"Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!".<br />
<br />
Tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler.<br />
<br />
-"Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?"diye sordu profesör.<br />
-"Hayır." diye yanıtladı herkes.<br />
-Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?<br />
<br />
Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.<br />
<br />
-"Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.<br />
-"Bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.<br />
-"Kesinlikle! " dedi, profesör.<br />
<br />
"Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!<br />
<br />
"Bardağı yere bırakın bugün!"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.<br />
Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu.<br />
<br />
-"Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"<br />
-50gm!' .... '100gm!' .....'125gm'..diye öğrenciler yanıtladı.<br />
-"Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem, " dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :"Bu bard...ağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"<br />
-'Hiçbir şey' diye yanıtladı öğrenciler.<br />
-"Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez.<br />
-"Kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı<br />
-"Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"<br />
-"Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!".<br />
<br />
Tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler.<br />
<br />
-"Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?"diye sordu profesör.<br />
-"Hayır." diye yanıtladı herkes.<br />
-Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?<br />
<br />
Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.<br />
<br />
-"Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.<br />
-"Bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.<br />
-"Kesinlikle! " dedi, profesör.<br />
<br />
"Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!<br />
<br />
"Bardağı yere bırakın bugün!"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadın ve Vali]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3187.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 11:02:10 +0300</pubDate>
			<dc:creator>şehidan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3187.html</guid>
			<description><![CDATA[Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki: <br />
<br />
 <br />
-Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın! <br />
<br />
 <br />
Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki: <br />
<br />
 <br />
-Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum. <br />
<br />
 <br />
-O, hangi kapıdır? <br />
<br />
-Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki: <br />
<br />
 <br />
-Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın! <br />
<br />
 <br />
Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki: <br />
<br />
 <br />
-Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum. <br />
<br />
 <br />
-O, hangi kapıdır? <br />
<br />
-Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ali Kaçan Hiç Fırsat Olmadı Baba (Men Gelmişem)]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3186.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 09:15:36 +0300</pubDate>
			<dc:creator>alişiası</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3186.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=2188311400735&amp;oid=112730393073&amp;comments" target="_blank">http://www.facebook.com/video/video.php?...3&#x26;comments</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=2188311400735&amp;oid=112730393073&amp;comments" target="_blank">http://www.facebook.com/video/video.php?...3&comments</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allame Hasan Zade Amuli’nin sağlık durumu kritik!]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3185.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Aug 2011 10:52:33 +0300</pubDate>
			<dc:creator>İtimat</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3185.html</guid>
			<description><![CDATA[Büyük üstat Ayetullah Hasan Zade Amuli’nin sağlık durumunun kritik olduğu ve tüm müminlerden dua ve münacat geceleri olan bugünlerde üstadın şifa bulması için dua etmeleri istendi. <br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://abna.ir/a/uploads/136/2/136257_m.jpg" border="0" alt="[Resim: 136257_m.jpg&#93;" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Büyük üstat Ayetullah Hasan Zade Amuli’nin sağlık durumunun kritik olduğu ve tüm müminlerden dua ve münacat geceleri olan bugünlerde üstadın şifa bulması için dua etmeleri istendi. <br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://abna.ir/a/uploads/136/2/136257_m.jpg" border="0" alt="[Resim: 136257_m.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İmam Rıza Aleyhisselamın Duası..]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3184.html</link>
			<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 15:58:46 +0300</pubDate>
			<dc:creator>alişiası</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3184.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">“Allah’ım! Her gam ve kederde güvencem, her sıkıntı ve zorlukta ümidim ve başıma gelen her musibette sığınağım ve hazırlığım sensin. Kalpleri taz’if eden, kurtuluş yollarını kapatan, işleri aciz bırakan (etkisiz hale getiren), yakını, uzağı ve arkadaşı kaçıran ve düşmanı sevindiren nice gam ve musibetler vardır ki, başkalarından ümidimi kesip sana yönelerek onları sana şikayet ettim. Bu gam ve üzüntüyü sen giderdin, onları sen izale ettin, onlara karşı sen bana yettin. Öyleyse sen, her nimetin velisi, her hacetin sahibi ve her dileğin nihayetisin. O halde bütün hamd ve övgüler sana mahsustur, büyük minnet ve ihsanlar senindir; senin nimetinle iyilik ve doğruluklar kamil olur. Ey ma’rufuyla ma’ruf (ihsanıyla ihsan sahibi) olan ve ey ma’rufla tavsif edilen! Ma’rufunla beni ma’rufuna ulaştır, onunla beni başkasının marufundan müstağni kıl; kendi rahmet ve merhametin hürmetine ey rahmedenlerin en merhametlisi!”</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">“Allah’ım! Her gam ve kederde güvencem, her sıkıntı ve zorlukta ümidim ve başıma gelen her musibette sığınağım ve hazırlığım sensin. Kalpleri taz’if eden, kurtuluş yollarını kapatan, işleri aciz bırakan (etkisiz hale getiren), yakını, uzağı ve arkadaşı kaçıran ve düşmanı sevindiren nice gam ve musibetler vardır ki, başkalarından ümidimi kesip sana yönelerek onları sana şikayet ettim. Bu gam ve üzüntüyü sen giderdin, onları sen izale ettin, onlara karşı sen bana yettin. Öyleyse sen, her nimetin velisi, her hacetin sahibi ve her dileğin nihayetisin. O halde bütün hamd ve övgüler sana mahsustur, büyük minnet ve ihsanlar senindir; senin nimetinle iyilik ve doğruluklar kamil olur. Ey ma’rufuyla ma’ruf (ihsanıyla ihsan sahibi) olan ve ey ma’rufla tavsif edilen! Ma’rufunla beni ma’rufuna ulaştır, onunla beni başkasının marufundan müstağni kıl; kendi rahmet ve merhametin hürmetine ey rahmedenlerin en merhametlisi!”</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ben..]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3183.html</link>
			<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 11:27:44 +0300</pubDate>
			<dc:creator>Ebiha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3183.html</guid>
			<description><![CDATA[Kelimeler her şeyi anlatır.. Ama her şeyi yaşatmaz..<br />
<br />
Bazen ben bile yabancı olurken kendime sana nasıl anlatırım ki beni..<br />
<br />
Neşeliyim diyeceğim, belki suratsızlığıma denk geleceksin..<br />
<br />
Espiriliyim diyeceğim, belki ağlamalarıma denk düşeceksin...<br />
<br />
Özgürüm diyeceğim, belki tutsaklıklarımda yakalayacaksın beni..<br />
<br />
Kendimi anlatıpta bir kalıba sığdırmak istemem düşüncelerimdeki beni..<br />
<br />
Hani yaşamadan bilemeyeceğin şeyler vardır ya onlardan biriyim belki..<br />
<br />
Bazıları için herhangi biri..Bazıları için vazgeçilmez biri..<br />
<br />
Düşlediğim kadar insanım...<br />
<br />
İnsan olduğum kadar hatalı...<br />
<br />
Hatalı olduğum kadar gerçeğin peşinde. ..<img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
<br />
''Kelimelerin anlattığı kadarım ne anlatırsam anlatayım anladığın kadarım.'']]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kelimeler her şeyi anlatır.. Ama her şeyi yaşatmaz..<br />
<br />
Bazen ben bile yabancı olurken kendime sana nasıl anlatırım ki beni..<br />
<br />
Neşeliyim diyeceğim, belki suratsızlığıma denk geleceksin..<br />
<br />
Espiriliyim diyeceğim, belki ağlamalarıma denk düşeceksin...<br />
<br />
Özgürüm diyeceğim, belki tutsaklıklarımda yakalayacaksın beni..<br />
<br />
Kendimi anlatıpta bir kalıba sığdırmak istemem düşüncelerimdeki beni..<br />
<br />
Hani yaşamadan bilemeyeceğin şeyler vardır ya onlardan biriyim belki..<br />
<br />
Bazıları için herhangi biri..Bazıları için vazgeçilmez biri..<br />
<br />
Düşlediğim kadar insanım...<br />
<br />
İnsan olduğum kadar hatalı...<br />
<br />
Hatalı olduğum kadar gerçeğin peşinde. ..<img class="postimage" src="http://www.genczeynebiye.com/forum/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /><br />
<br />
''Kelimelerin anlattığı kadarım ne anlatırsam anlatayım anladığın kadarım.'']]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Değerini Bil / Haşmet Babaoğlu]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3182.html</link>
			<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 11:24:40 +0300</pubDate>
			<dc:creator>Ebiha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3182.html</guid>
			<description><![CDATA[Zihnimizde çınlayıp duran ses, diyor ki; "Tadını çıkar!"; "Keyfine bak!" Zaten günümüzün en gözde lafı "keyif", en aranan şey ise "tat." Ama kimse "değer"den söz etmiyor. Bize "hayatın değerini bil; değerini bil her şeyin" diyen yok! O yüzden içten içe çürüyoruz! Bütün tatlar hızla çöpe gidiyor, keyifler bozuluveriyor!<br />
***<br />
"Değerli dostluklar" ın devri geçti mi, ne? Herkes "eğlenceli arkadaşlıklar" peşinde... Birbirimizi hızla tüketip geçiyoruz.<br />
***<br />
Sevinç ve şükür duygusunu "değer bilmek"ten kopardık! Oysa şükür, "oh" deyip keyif çatmak değil, derin bir iç çekiştir. Sadece "an"ın değil, gelenin ve gidenin "değeri"ni bilmektir.<br />
***<br />
Pazarın tam ortasındaki çay bahçesinde bir masa bulup oturuyorum. Uyuşuk bir kedinin üzerinden atlayarak masama gelen garsona otlu gözleme ve çay söylüyorum. Sonra karşımdaki reyhan, semizotu, dereotu, maydanoz ve naneyle bezenmiş tezgaha takılıyor gözlerim. Ot mevsimi geçti ama Ege'de pazar yerlerinin ayrı bir güzelliği var! Bu binlerce yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle! Pazar yerlerinin büyüsü burada mı acaba? Çağlar geçiyor ama hemen hemen hiç değişmiyor pazarlar. Orada zaman yatay düzlemde akıyor. Mevsimler gelip geçiyor, tezgâhlar mevsimlere göre yenileniyor.<br />
***<br />
Mutluluk diye bir şey varsa, hayatın bir armağanı olsa gerek, dedim geçen günkü yazımda. Hikmetine tam akıl erdiremediğimiz bir armağan!.. Aman yanlış anlaşılmasın! Belli bir çaba karşılığında kazanılan; kan, ter ve gözyaşıyla elde edilen bir ödülden söz etmedim.<br />
***<br />
Bazı tanıdıklarım var... "Arkadaşlık kapısı" hep açık insanlar bunlar. Giren, çıkan belli değil. İlk bakışta, "ne güzel" diyorsunuz, "nasıl da cana yakın insanlar bunlar!" Sonra aynı kapının önüne çöp diye bırakılanlara bakıyorsunuz. Ortak anılar, mahrem paylaşımlar... Hepsi orada! Hepsi hızla çöp olmuş!<br />
***<br />
Galiba Kafka okuyanlar ikiye ayrılıyor: Kafka okuyunca sıkılanlar ve sıkılınca Kafka okuyanlar.<br />
***<br />
Elias Canetti muhteşem bir "tarih tutkunu kişi" tarifi yapar: "Asla iktidar sahibi olamayacağını anlayınca tarihçi olmuş kişi!"<br />
***<br />
Norveç'teki katliamdan sonra TV yorumlarını dinliyorum. Hemen hepsi Norveç'in ve genel olarak Avrupa'nın "barışçıl" lığından söz ediyorlar. Oysa Avrupa'nın şiddet suskunluğunu "barışçıllık" sanmak ne büyük aldanış! Tarihin görmüş olduğu en büyük zalimliği; yani İkinci Dünya Savaşı'nı doğuran kültür Batı kültürü değil miydi? <br />
<br />
<br />
Haşmet Babaoğlu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Zihnimizde çınlayıp duran ses, diyor ki; "Tadını çıkar!"; "Keyfine bak!" Zaten günümüzün en gözde lafı "keyif", en aranan şey ise "tat." Ama kimse "değer"den söz etmiyor. Bize "hayatın değerini bil; değerini bil her şeyin" diyen yok! O yüzden içten içe çürüyoruz! Bütün tatlar hızla çöpe gidiyor, keyifler bozuluveriyor!<br />
***<br />
"Değerli dostluklar" ın devri geçti mi, ne? Herkes "eğlenceli arkadaşlıklar" peşinde... Birbirimizi hızla tüketip geçiyoruz.<br />
***<br />
Sevinç ve şükür duygusunu "değer bilmek"ten kopardık! Oysa şükür, "oh" deyip keyif çatmak değil, derin bir iç çekiştir. Sadece "an"ın değil, gelenin ve gidenin "değeri"ni bilmektir.<br />
***<br />
Pazarın tam ortasındaki çay bahçesinde bir masa bulup oturuyorum. Uyuşuk bir kedinin üzerinden atlayarak masama gelen garsona otlu gözleme ve çay söylüyorum. Sonra karşımdaki reyhan, semizotu, dereotu, maydanoz ve naneyle bezenmiş tezgaha takılıyor gözlerim. Ot mevsimi geçti ama Ege'de pazar yerlerinin ayrı bir güzelliği var! Bu binlerce yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle! Pazar yerlerinin büyüsü burada mı acaba? Çağlar geçiyor ama hemen hemen hiç değişmiyor pazarlar. Orada zaman yatay düzlemde akıyor. Mevsimler gelip geçiyor, tezgâhlar mevsimlere göre yenileniyor.<br />
***<br />
Mutluluk diye bir şey varsa, hayatın bir armağanı olsa gerek, dedim geçen günkü yazımda. Hikmetine tam akıl erdiremediğimiz bir armağan!.. Aman yanlış anlaşılmasın! Belli bir çaba karşılığında kazanılan; kan, ter ve gözyaşıyla elde edilen bir ödülden söz etmedim.<br />
***<br />
Bazı tanıdıklarım var... "Arkadaşlık kapısı" hep açık insanlar bunlar. Giren, çıkan belli değil. İlk bakışta, "ne güzel" diyorsunuz, "nasıl da cana yakın insanlar bunlar!" Sonra aynı kapının önüne çöp diye bırakılanlara bakıyorsunuz. Ortak anılar, mahrem paylaşımlar... Hepsi orada! Hepsi hızla çöp olmuş!<br />
***<br />
Galiba Kafka okuyanlar ikiye ayrılıyor: Kafka okuyunca sıkılanlar ve sıkılınca Kafka okuyanlar.<br />
***<br />
Elias Canetti muhteşem bir "tarih tutkunu kişi" tarifi yapar: "Asla iktidar sahibi olamayacağını anlayınca tarihçi olmuş kişi!"<br />
***<br />
Norveç'teki katliamdan sonra TV yorumlarını dinliyorum. Hemen hepsi Norveç'in ve genel olarak Avrupa'nın "barışçıl" lığından söz ediyorlar. Oysa Avrupa'nın şiddet suskunluğunu "barışçıllık" sanmak ne büyük aldanış! Tarihin görmüş olduğu en büyük zalimliği; yani İkinci Dünya Savaşı'nı doğuran kültür Batı kültürü değil miydi? <br />
<br />
<br />
Haşmet Babaoğlu]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haydar-ı Kerrar oğlu Ebulfazl sol kolu kesildiğinde ise şu recezi okuyordu:]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3181.html</link>
			<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 11:02:08 +0300</pubDate>
			<dc:creator>şehidan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3181.html</guid>
			<description><![CDATA[Haydar-ı Kerrar oğlu Ebulfazl sol kolu kesildiğinde ise şu recezi okuyordu:<br />
<br />
"Ey nefs kafirlerden korkma sen<br />
Müjde olsun sana Cebbar Allah'ın nimetine kavuşmak<br />
Seçilmiş kainat sevreri Peygamber ile birlikte olmak<br />
Zalimler kestiler zulm ile sol kolumu da<br />
Ya Rabbi, tattır onlara sen cehennem ateşinin hararetini"<br />
<br />
<br />
Kerbela sancaktarı Hz. Ebulfazl'il-Abbas (a.s) meydanda savaşırken mübarek kolu pusu kurularak haince kesildiğinde o hâliyle şöyle hay-kırdı düşmana:<br />
<br />
<br />
"Gerçi kesti zalimler sağ kolumu vallahi<br />
Himaye edeceğim ben dinimi daima<br />
Savunacağım Tahir emin Resul oğlunu<br />
Sadık kalacağım ben o sadık imamıma"]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Haydar-ı Kerrar oğlu Ebulfazl sol kolu kesildiğinde ise şu recezi okuyordu:<br />
<br />
"Ey nefs kafirlerden korkma sen<br />
Müjde olsun sana Cebbar Allah'ın nimetine kavuşmak<br />
Seçilmiş kainat sevreri Peygamber ile birlikte olmak<br />
Zalimler kestiler zulm ile sol kolumu da<br />
Ya Rabbi, tattır onlara sen cehennem ateşinin hararetini"<br />
<br />
<br />
Kerbela sancaktarı Hz. Ebulfazl'il-Abbas (a.s) meydanda savaşırken mübarek kolu pusu kurularak haince kesildiğinde o hâliyle şöyle hay-kırdı düşmana:<br />
<br />
<br />
"Gerçi kesti zalimler sağ kolumu vallahi<br />
Himaye edeceğim ben dinimi daima<br />
Savunacağım Tahir emin Resul oğlunu<br />
Sadık kalacağım ben o sadık imamıma"]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kapının Sevdalısıyım (Huseyn Canem) Ali Kaçan]]></title>
			<link>http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3180.html</link>
			<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 15:51:37 +0300</pubDate>
			<dc:creator>alişiası</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://www.genczeynebiye.com/forum/thread-3180.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/hzzeyneb#!/video/video.php?v=2170956406871" target="_blank">http://www.facebook.com/hzzeyneb#!/video...0956406871</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.facebook.com/hzzeyneb#!/video/video.php?v=2170956406871" target="_blank">http://www.facebook.com/hzzeyneb#!/video...0956406871</a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
